👁 89
Eser Detayı
KADIN 1.cilt
“İslam, cinsiyetler arasında çatışmayı değil; adalet, merhamet, sevgi, uyum ve tamamlayıcılığı esas almıştır. Buna göre kadın ve erkek arasında mutlak üstünlük iddiası her iki tarafın yaratılış özellikleri ile bağdaşmamaktadır. Üstünlük cinsiyette değil, sahip olunan değerlerde aranmalıdır. İslam, bu konudaki adaletsizliği ortadan kaldırmak için gerekli düzenlemeleri yapmış
KADIN 1.cilt
HZ. HAVVA’DAN GÜNÜMÜZE KADIN 1.CİLT
452 SAYFA, KARTON KAPAK, 1.CİLT
Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt, yalnızca kadın üzerine kaleme alınmış bir araştırma eseri değildir; o, insanın yaratılıştan başlayarak kadına bakışını, kadının hukukî konumunu, aile içindeki yerini, evlilikteki iradesini, tarih boyunca uğradığı anlam kaymalarını ve din diye sunulan nice hükmün gerçekten vahyin kendisine mi, yoksa sonradan oluşmuş yorum katmanlarına mı dayandığını yeniden düşünmeye çağıran derin ve çok katmanlı bir yüzleşme metnidir. Bu eser, kadını ne modern dünyanın hoyrat yükleri altında ruhundan koparılmış bir figüre indirger ne de geleneğin tortuları altında sesi kısmış edilgen bir varlığa razı olur; bilakis onu, insan olmanın asli hakikati içinde, vahyin doğrudan muhatabı ve ilahî emanetin taşıyıcısı olarak yeniden okumaya yöneltir. Kitabın asıl gücü de tam burada belirir; çünkü o, kadını konuşurken aslında insanı, aileyi, hukuku, medeniyeti ve din yorumunun ahlâkî doğruluğunu birlikte tartışmaktadır.
Bu çalışmanın en önemli tarafı, meseleyi yalnızca güncel kadın tartışmalarının yüzeyinde bırakmamasıdır. Çünkü burada kadın konusu, doğrudan yaratılış meselesiyle, insanın ne olduğu sorusuyla, Adem kıssasının nasıl anlaşıldığıyla, yasak meyve anlatısının hangi kavramsal saptırmalara uğratıldığıyla ve insanın nefs yönünün hangi tarihsel ve psikolojik okumalarla şekillendiğiyle birlikte ele alınmaktadır. Başka bir deyişle eser, kadını sonradan eklenmiş bir toplumsal başlık gibi değil, insanlık serüveninin kurucu unsurlarından biri olarak ele almakta; böylece okuru daha ilk aşamada peşin hükümlerden, miras kalmış ezberlerden ve düşünsel kolaycılıklardan uzaklaştırmaktadır. Kadın burada yalnızca bir hukuk meselesi değildir; o, insanın varlık anlayışının, ahlâkî dengesinin ve medeniyet tasavvurunun merkezinde duran asli bir hakikat olarak görünür hâle gelmektedir.
Eserin derinleştiği asıl eşik ise, Kur’an ile kadın arasındaki ilişkinin savunmacı bir refleksle değil, doğrudan metnin kendi ilkeleri üzerinden kurulmasıdır. Çünkü bu kitap, kadını merhamet nesnesi yahut korunmaya muhtaç zayıf bir varlık gibi değil; özgür irade sahibi, hukukî ehliyeti bulunan, evlilikte taraf olan, şahsî ve malî hakları güvence altına alınmış bir insan olarak okumaktadır. Bu nedenle kitap, kaburga kemiğinden yaratılış iddiasından çok eşlilik meselesine, cariyelikten mut’a nikâhına, “evin reisi erkek midir?” tartışmasından kadınların dövülmesi iddiasına kadar uzanan birçok başlığı cesaretle yeniden tartışmakta; kadını susturan, edilgenleştiren ve iradesizleştiren yorumları vahyin kendi adalet terazisinde yeniden tartmaktadır. Böylece eser, kadın meselesini yalnızca duygusal bir savunu alanından çıkarıp, doğrudan doğruya adalet, irade, hak, sorumluluk ve vahye sadakat ekseninde ele alan ciddi bir düşünce alanına dönüştürmektedir.
Kitabın en çarpıcı damarlarından biri de, bugün İslam’a mal edilmek istenen birçok uygulamanın kaynağını sorgulamasıdır. Çünkü eser açık biçimde şunu göstermeye çalışmaktadır: Kadınla ilgili birçok tartışmalı uygulama, sanıldığı gibi doğrudan Kur’an ve Sünnet kaynaklı değildir; aksine mezhepler doktrinine sızmış tarihsel kabuller, ataerkil toplum yapıları ve yabancı hukuk sistemlerinin etkisiyle biçimlenmiş yorumların sonucudur. Çocuk yaşta evlilik, velâyet ve vesayet anlayışı, kadının evlilik akdindeki iradesizleştirilmesi, kadının taraf olmaktan çıkarılıp akdin konusu hâline getirilmesi ve aile hukukunun tek taraflı erkek merkezli bir yapıya dönüştürülmesi gibi meseleler, bu kitapta işte bu yüzden yalnızca fıkhî görüş başlıkları olarak değil, aynı zamanda dinin özüne yabancılaşmanın belirtileri olarak incelenmektedir. Bu yönüyle eser, sadece “kadının hakkı nedir?” sorusunu değil, “hak diye sunulan şey gerçekten hak mıdır?” sorusunu da en yüksek perdeden sormaktadır.
Bu çalışmanın bir başka büyük kıymeti, meseleyi yalnızca İslam içi yorumlar çerçevesinde bırakmayıp Yunan ve Roma hukuku ile karşılaştırmalı biçimde ele almasıdır. Çünkü kadına dair kimi geleneksel kabullerin vahiyden değil, tarih boyunca başka hukuk ve kültür sistemlerinden taşınmış etkilerden beslendiğini gösterebilmek için böyle bir karşılaştırma zaruridir. Eser tam da bunu yaparak, mezheplerin teşekkül ettiği coğrafyanın kültürel ve hukukî atmosferinin yorumlar üzerindeki etkisini görünür kılmakta; böylece okura, din diye bildiği bazı hükümlerin aslında tarihin ve toplumun ürettiği ara katmanlar olabileceğini düşündürmektedir. Bu son derece kritik bir eştir; çünkü bir hükmün gerçekten ilahî mi, yoksa tarihî mi olduğunu ayırt edemeyen toplumlar, zamanla kendi ürettikleri gölgeleri vahyin ışığı sanmaya başlarlar. Kitap, tam da bu nedenle yalnızca bilgi vermemekte, aynı zamanda ayıklayıcı bir zihinsel arınma da önermektedir.
Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt, aileyi de sıradan bir toplumsal kurum gibi değil, vahdetin çekirdeği olarak okumaktadır; fakat bu çekirdek, kadının susturulduğu, pasifleştirildiği ve yalnızca yükümlülüklerin nesnesi hâline getirildiği bir kapalı alan değildir. Tam tersine eser, aileyi karşılıklı irade, karşılıklı sorumluluk, şûra, adalet ve insan onurunun korunması üzerine kurulu bir yapı olarak düşünmeye çağırır. Kadının çalışmasından aile içindeki görev dağılımına, evlilik akdindeki taraf oluşundan mehir, ilan, şahitlik ve irade şartlarına kadar uzanan geniş başlıklar, eserin kadını yalnızca duygusal yahut biyolojik bir varlık değil, aynı zamanda hukukî ve ahlâkî özne olarak gördüğünü açık biçimde göstermektedir. Böylece kitap, aileyi erkek egemenliğinin dokunulmaz alanı gibi değil; iki insanın birlikte inşa ettiği ahlâkî ortaklık zemini olarak yeniden düşünmeye zorlamaktadır.
Bu eser, yalnızca kadın haklarını savunan bir kitap gibi okunursa eksik anlaşılır; çünkü onun asıl derinliği, kadın meselesi üzerinden dinî yorumun doğruluğunu sınamasında yatar. Eğer din, insanı korumak, adaleti tesis etmek ve hayatı daha insanca kılmak için geldiyse; din adına sunulan hükümlerin de kadını ezmemesi, iradesini boğmaması, onurunu zedelememesi, evliliği kölelik ilişkisinin bahanesine dönüştürmemesi ve aileyi tek taraflı tahakküm mekanizmasına çevirmemesi gerekir. İşte kitap tam bu noktada çok ağır bir soruyla karşımıza çıkar: Kadının hakları ayetlerle güvence altına alınmışsa, neden toplumda bu kadar kolay gasp edilebilmiştir? Vahiy onu taraf kılmışsa, neden tarih onu çoğu zaman nesneleştirmiştir? İlahi hitap adaleti esas alıyorsa, neden yorum geleneği kimi yerlerde adalet yerine tahakkümü büyütmüştür? Bu sorular, kitabın yalnızca kadınla değil, doğrudan hakikat, adalet ve dinin hayata nasıl yansıdığı ile ilgili bir eser olduğunu göstermektedir.
Eser aynı zamanda modern çağ ile gelenek arasında sıkışmış kadınlık hâlini de son derece dikkatli biçimde görmektedir. Bir yanda modern hayatın yükü altında yorulan, aileyi yük saydığı için kendi iç dengesiyle kavga eden, özgürleşme adına bazen başka tür bir nesneleşmeye sürüklenen kadınlar; diğer yanda inandığı değerler adına susturulan, biyolojik işlevlerinin ötesine geçmesine izin verilmeyen ve din dili kullanılarak itaate zorlanan kadınlar vardır. Kitap, bu iki savrulmanın hiçbirine teslim olmaz. Ne modernliğin kadını görünürlük ekonomisine kurban eden düzenini kutsar ne de geleneğin onu bastıran, küçülten ve gölgeye iten yapısını kutsallaştırır. Bunun yerine, vahyin kurduğu dengeyi, yani iradeyi, adaleti, fıtratı, hukukî ehliyeti ve insan onurunu merkeze alan daha sahici bir kadın tasavvurunu arar. Bu nedenle eser, yalnızca eleştiren değil, aynı zamanda onarmaya çalışan bir kitaptır.
Sonuç olarak Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt, kadını yaratılıştan evliliğe, aileden hukuka, mezhep doktrinlerinden yabancı kültür etkilerine kadar uzanan geniş bir alanda ele alan; onun üzerine yığılmış yanlış kabulleri, eksik yorumları ve kökleşmiş ataerkil tortuları ayıklamaya çalışan derin, cesur ve çok yönlü bir eserdir. Bu kitap, kadını konuşurken aslında yalnızca bir cinsi değil, insanlığın adalet duygusunu; evliliği tartışırken yalnızca bir kurumu değil, hukukun ahlâkî istikametini; dini yorumlarken de yalnızca mezhepleri değil, vahye sadakatin kendisini tartışmaktadır. Ve belki de tam bu yüzden, son sayfa kapandığında okurun elinde yalnızca kadın üzerine yazılmış bir inceleme değil; aynı zamanda şu ağır hakikat kalır: Kadına bakışın bozulduğu yerde yalnızca aile değil, din dili, hukuk dili ve medeniyet iddiası da yara alır.
Önsözden
Son yıllarda hem İslam’ın dünya çapında daha görünür hâle gelmesi hem de İslamofobinin sistemli biçimde beslenmesi, Müslüman toplumların normlarını bütün dünyanın dikkatine sunmuştur. Bu normlar arasında en çok tartışılan alanlardan biri de, hiç kuşkusuz, kadının toplumdaki yeri, hakları ve sorumluluklarıdır. Her ne kadar bu mesele çoğu zaman savunmacı, ideolojik yahut duygusal bir dille ele alınsa da, gerçek şudur ki günümüz İslam dünyasında kadının hak ve sorumlulukları meselesi ciddi bir problem alanı oluşturmaktadır.
İşte Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt, tam da bu yüzden kaleme alındı; insanın ve kadının yaratılışından başlayarak Kur’an ayetleri ışığında kadının hukukî durumunu, evlilik hükümlerini, aile içindeki yerini ve kadına dair din diye sunulan birçok anlayışın gerçek kaynağını yeniden değerlendirebilmek için. Çünkü Kur’an’ın ortaya koyduğu normlar, kadını iradesiz, edilgen ve ikincil bir varlık gibi değil; hak sahibi, evlilikte taraf olan ve hukukî güvenceyle çevrelenmiş bir insan olarak görmektedir. Bu eser, işte bu hakikati berraklaştırmak, mezhepler hukukuna ve yabancı kültürel etkilerle şekillenmiş yorumlara yapışmış tortuları ayıklamak ve kadına dair bozulan adalet terazisini yeniden vahyin ışığında tartmak için yazıldı.
Bazı kitaplar kadını anlatır; Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt ise, kadına dair bozulan bakışın aslında din yorumunu, hukuk anlayışını ve medeniyet iddiasını da nasıl yaraladığını göstermek için yazıldı.
452 SAYFA, KARTON KAPAK, 1.CİLT
Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt, yalnızca kadın üzerine kaleme alınmış bir araştırma eseri değildir; o, insanın yaratılıştan başlayarak kadına bakışını, kadının hukukî konumunu, aile içindeki yerini, evlilikteki iradesini, tarih boyunca uğradığı anlam kaymalarını ve din diye sunulan nice hükmün gerçekten vahyin kendisine mi, yoksa sonradan oluşmuş yorum katmanlarına mı dayandığını yeniden düşünmeye çağıran derin ve çok katmanlı bir yüzleşme metnidir. Bu eser, kadını ne modern dünyanın hoyrat yükleri altında ruhundan koparılmış bir figüre indirger ne de geleneğin tortuları altında sesi kısmış edilgen bir varlığa razı olur; bilakis onu, insan olmanın asli hakikati içinde, vahyin doğrudan muhatabı ve ilahî emanetin taşıyıcısı olarak yeniden okumaya yöneltir. Kitabın asıl gücü de tam burada belirir; çünkü o, kadını konuşurken aslında insanı, aileyi, hukuku, medeniyeti ve din yorumunun ahlâkî doğruluğunu birlikte tartışmaktadır.
Bu çalışmanın en önemli tarafı, meseleyi yalnızca güncel kadın tartışmalarının yüzeyinde bırakmamasıdır. Çünkü burada kadın konusu, doğrudan yaratılış meselesiyle, insanın ne olduğu sorusuyla, Adem kıssasının nasıl anlaşıldığıyla, yasak meyve anlatısının hangi kavramsal saptırmalara uğratıldığıyla ve insanın nefs yönünün hangi tarihsel ve psikolojik okumalarla şekillendiğiyle birlikte ele alınmaktadır. Başka bir deyişle eser, kadını sonradan eklenmiş bir toplumsal başlık gibi değil, insanlık serüveninin kurucu unsurlarından biri olarak ele almakta; böylece okuru daha ilk aşamada peşin hükümlerden, miras kalmış ezberlerden ve düşünsel kolaycılıklardan uzaklaştırmaktadır. Kadın burada yalnızca bir hukuk meselesi değildir; o, insanın varlık anlayışının, ahlâkî dengesinin ve medeniyet tasavvurunun merkezinde duran asli bir hakikat olarak görünür hâle gelmektedir.
Eserin derinleştiği asıl eşik ise, Kur’an ile kadın arasındaki ilişkinin savunmacı bir refleksle değil, doğrudan metnin kendi ilkeleri üzerinden kurulmasıdır. Çünkü bu kitap, kadını merhamet nesnesi yahut korunmaya muhtaç zayıf bir varlık gibi değil; özgür irade sahibi, hukukî ehliyeti bulunan, evlilikte taraf olan, şahsî ve malî hakları güvence altına alınmış bir insan olarak okumaktadır. Bu nedenle kitap, kaburga kemiğinden yaratılış iddiasından çok eşlilik meselesine, cariyelikten mut’a nikâhına, “evin reisi erkek midir?” tartışmasından kadınların dövülmesi iddiasına kadar uzanan birçok başlığı cesaretle yeniden tartışmakta; kadını susturan, edilgenleştiren ve iradesizleştiren yorumları vahyin kendi adalet terazisinde yeniden tartmaktadır. Böylece eser, kadın meselesini yalnızca duygusal bir savunu alanından çıkarıp, doğrudan doğruya adalet, irade, hak, sorumluluk ve vahye sadakat ekseninde ele alan ciddi bir düşünce alanına dönüştürmektedir.
Kitabın en çarpıcı damarlarından biri de, bugün İslam’a mal edilmek istenen birçok uygulamanın kaynağını sorgulamasıdır. Çünkü eser açık biçimde şunu göstermeye çalışmaktadır: Kadınla ilgili birçok tartışmalı uygulama, sanıldığı gibi doğrudan Kur’an ve Sünnet kaynaklı değildir; aksine mezhepler doktrinine sızmış tarihsel kabuller, ataerkil toplum yapıları ve yabancı hukuk sistemlerinin etkisiyle biçimlenmiş yorumların sonucudur. Çocuk yaşta evlilik, velâyet ve vesayet anlayışı, kadının evlilik akdindeki iradesizleştirilmesi, kadının taraf olmaktan çıkarılıp akdin konusu hâline getirilmesi ve aile hukukunun tek taraflı erkek merkezli bir yapıya dönüştürülmesi gibi meseleler, bu kitapta işte bu yüzden yalnızca fıkhî görüş başlıkları olarak değil, aynı zamanda dinin özüne yabancılaşmanın belirtileri olarak incelenmektedir. Bu yönüyle eser, sadece “kadının hakkı nedir?” sorusunu değil, “hak diye sunulan şey gerçekten hak mıdır?” sorusunu da en yüksek perdeden sormaktadır.
Bu çalışmanın bir başka büyük kıymeti, meseleyi yalnızca İslam içi yorumlar çerçevesinde bırakmayıp Yunan ve Roma hukuku ile karşılaştırmalı biçimde ele almasıdır. Çünkü kadına dair kimi geleneksel kabullerin vahiyden değil, tarih boyunca başka hukuk ve kültür sistemlerinden taşınmış etkilerden beslendiğini gösterebilmek için böyle bir karşılaştırma zaruridir. Eser tam da bunu yaparak, mezheplerin teşekkül ettiği coğrafyanın kültürel ve hukukî atmosferinin yorumlar üzerindeki etkisini görünür kılmakta; böylece okura, din diye bildiği bazı hükümlerin aslında tarihin ve toplumun ürettiği ara katmanlar olabileceğini düşündürmektedir. Bu son derece kritik bir eştir; çünkü bir hükmün gerçekten ilahî mi, yoksa tarihî mi olduğunu ayırt edemeyen toplumlar, zamanla kendi ürettikleri gölgeleri vahyin ışığı sanmaya başlarlar. Kitap, tam da bu nedenle yalnızca bilgi vermemekte, aynı zamanda ayıklayıcı bir zihinsel arınma da önermektedir.
Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt, aileyi de sıradan bir toplumsal kurum gibi değil, vahdetin çekirdeği olarak okumaktadır; fakat bu çekirdek, kadının susturulduğu, pasifleştirildiği ve yalnızca yükümlülüklerin nesnesi hâline getirildiği bir kapalı alan değildir. Tam tersine eser, aileyi karşılıklı irade, karşılıklı sorumluluk, şûra, adalet ve insan onurunun korunması üzerine kurulu bir yapı olarak düşünmeye çağırır. Kadının çalışmasından aile içindeki görev dağılımına, evlilik akdindeki taraf oluşundan mehir, ilan, şahitlik ve irade şartlarına kadar uzanan geniş başlıklar, eserin kadını yalnızca duygusal yahut biyolojik bir varlık değil, aynı zamanda hukukî ve ahlâkî özne olarak gördüğünü açık biçimde göstermektedir. Böylece kitap, aileyi erkek egemenliğinin dokunulmaz alanı gibi değil; iki insanın birlikte inşa ettiği ahlâkî ortaklık zemini olarak yeniden düşünmeye zorlamaktadır.
Bu eser, yalnızca kadın haklarını savunan bir kitap gibi okunursa eksik anlaşılır; çünkü onun asıl derinliği, kadın meselesi üzerinden dinî yorumun doğruluğunu sınamasında yatar. Eğer din, insanı korumak, adaleti tesis etmek ve hayatı daha insanca kılmak için geldiyse; din adına sunulan hükümlerin de kadını ezmemesi, iradesini boğmaması, onurunu zedelememesi, evliliği kölelik ilişkisinin bahanesine dönüştürmemesi ve aileyi tek taraflı tahakküm mekanizmasına çevirmemesi gerekir. İşte kitap tam bu noktada çok ağır bir soruyla karşımıza çıkar: Kadının hakları ayetlerle güvence altına alınmışsa, neden toplumda bu kadar kolay gasp edilebilmiştir? Vahiy onu taraf kılmışsa, neden tarih onu çoğu zaman nesneleştirmiştir? İlahi hitap adaleti esas alıyorsa, neden yorum geleneği kimi yerlerde adalet yerine tahakkümü büyütmüştür? Bu sorular, kitabın yalnızca kadınla değil, doğrudan hakikat, adalet ve dinin hayata nasıl yansıdığı ile ilgili bir eser olduğunu göstermektedir.
Eser aynı zamanda modern çağ ile gelenek arasında sıkışmış kadınlık hâlini de son derece dikkatli biçimde görmektedir. Bir yanda modern hayatın yükü altında yorulan, aileyi yük saydığı için kendi iç dengesiyle kavga eden, özgürleşme adına bazen başka tür bir nesneleşmeye sürüklenen kadınlar; diğer yanda inandığı değerler adına susturulan, biyolojik işlevlerinin ötesine geçmesine izin verilmeyen ve din dili kullanılarak itaate zorlanan kadınlar vardır. Kitap, bu iki savrulmanın hiçbirine teslim olmaz. Ne modernliğin kadını görünürlük ekonomisine kurban eden düzenini kutsar ne de geleneğin onu bastıran, küçülten ve gölgeye iten yapısını kutsallaştırır. Bunun yerine, vahyin kurduğu dengeyi, yani iradeyi, adaleti, fıtratı, hukukî ehliyeti ve insan onurunu merkeze alan daha sahici bir kadın tasavvurunu arar. Bu nedenle eser, yalnızca eleştiren değil, aynı zamanda onarmaya çalışan bir kitaptır.
Sonuç olarak Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt, kadını yaratılıştan evliliğe, aileden hukuka, mezhep doktrinlerinden yabancı kültür etkilerine kadar uzanan geniş bir alanda ele alan; onun üzerine yığılmış yanlış kabulleri, eksik yorumları ve kökleşmiş ataerkil tortuları ayıklamaya çalışan derin, cesur ve çok yönlü bir eserdir. Bu kitap, kadını konuşurken aslında yalnızca bir cinsi değil, insanlığın adalet duygusunu; evliliği tartışırken yalnızca bir kurumu değil, hukukun ahlâkî istikametini; dini yorumlarken de yalnızca mezhepleri değil, vahye sadakatin kendisini tartışmaktadır. Ve belki de tam bu yüzden, son sayfa kapandığında okurun elinde yalnızca kadın üzerine yazılmış bir inceleme değil; aynı zamanda şu ağır hakikat kalır: Kadına bakışın bozulduğu yerde yalnızca aile değil, din dili, hukuk dili ve medeniyet iddiası da yara alır.
Önsözden
Son yıllarda hem İslam’ın dünya çapında daha görünür hâle gelmesi hem de İslamofobinin sistemli biçimde beslenmesi, Müslüman toplumların normlarını bütün dünyanın dikkatine sunmuştur. Bu normlar arasında en çok tartışılan alanlardan biri de, hiç kuşkusuz, kadının toplumdaki yeri, hakları ve sorumluluklarıdır. Her ne kadar bu mesele çoğu zaman savunmacı, ideolojik yahut duygusal bir dille ele alınsa da, gerçek şudur ki günümüz İslam dünyasında kadının hak ve sorumlulukları meselesi ciddi bir problem alanı oluşturmaktadır.
İşte Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt, tam da bu yüzden kaleme alındı; insanın ve kadının yaratılışından başlayarak Kur’an ayetleri ışığında kadının hukukî durumunu, evlilik hükümlerini, aile içindeki yerini ve kadına dair din diye sunulan birçok anlayışın gerçek kaynağını yeniden değerlendirebilmek için. Çünkü Kur’an’ın ortaya koyduğu normlar, kadını iradesiz, edilgen ve ikincil bir varlık gibi değil; hak sahibi, evlilikte taraf olan ve hukukî güvenceyle çevrelenmiş bir insan olarak görmektedir. Bu eser, işte bu hakikati berraklaştırmak, mezhepler hukukuna ve yabancı kültürel etkilerle şekillenmiş yorumlara yapışmış tortuları ayıklamak ve kadına dair bozulan adalet terazisini yeniden vahyin ışığında tartmak için yazıldı.
Bazı kitaplar kadını anlatır; Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt ise, kadına dair bozulan bakışın aslında din yorumunu, hukuk anlayışını ve medeniyet iddiasını da nasıl yaraladığını göstermek için yazıldı.