Her Kuyudan Yusuf Çıkmaz – I. Cilt, Hz. Yusuf’un (as) Kıssası’nı klasik anlamda bir tefsir iddiasına dönüştürmeden, fakat Kur’ânî kıssanın vakarını, peygamber edebini, insan ruhunun kırılganlığını ve modern çağın vicdan yaralarını aynı derinlikte gözeterek kaleme alınmış; rüya, kardeşlik, kıskançlık, kuyu, kanlı gömlek, yalan, hakikat, haysiyet ve içsel yüzleşme ekseninde ilerleyen güçlü bir düşünce, ahlâk ve vicdan kitabıdır.
Bu eser, okuru yalnızca Hz. Yusuf’un (as) çocukluk rüyasından kardeşlerinin kıskançlığına, kuyunun karanlığından kanlı gömleğin sahte deliline uzanan tarihsel bir anlatının içine götürmekle yetinmez; aynı zamanda insanın bugün kendi hayatında taşıdığı rüyaları, en yakınlarından gördüğü yaraları, aile içinde görünmez biçimde büyüyen kıskançlıkları, başkasının nimetinden rahatsız olan bakışları, hakikatin yerine konulan sahte delilleri, insanın kendi acısı karşısında neye dönüştüğünü ve karanlıkta kalbin hangi yöne tutunduğunu derin bir iç muhasebeye dönüştürür.
Çünkü bu kitapta kuyu, yalnızca toprağın içine açılmış karanlık bir boşluk değildir; insanın terk edilmişlik, yalnızlık, anlaşılmama, görülmeme, haksızlığa uğrama ve bütün dış dayanaklar çöktüğünde Allah’a hangi kalple tutunduğunu gösteren büyük bir insanlık aynasıdır. Aynı şekilde kanlı gömlek de yalnızca kardeşlerin Hz. Yakub’un (as) önüne koyduğu sahte bir delil değil, çağlar boyunca yalanın hakikat kılığına girebilme biçimini, insanın kendi suçunu örtebilmek için masumiyet görüntüsü üretebilme kabiliyetini ve kalabalıkların çoğu zaman gerçeğe değil, düzenlenmiş görüntülere inanma zaafını temsil eden sarsıcı bir semboldür.
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu, bu eserde Hz. Yusuf’un (as) Kıssası’nı yalnızca geçmişte yaşanmış bir peygamber kıssası olarak değil, modern insanın aile, ahlâk, kardeşlik, kıskançlık, mağduriyet, haysiyet, hakikat ve vicdanla kurduğu ilişkiyi yeniden tartan canlı bir iç yolculuk olarak ele alır. Bu yolculukta okur, bazen rüyası kıskanılan Yusuf’un masumiyetine, bazen kardeşlerinin kalbinde büyüyen karanlığa, bazen baba kalbinin sezdiği tehlikeye, bazen kuyunun sessiz terbiyesine, bazen de kanlı gömleğin hakikati nasıl örttüğüne tanıklık eder.
Her Kuyudan Yusuf Çıkmaz – I. Cilt, insanın kendisini kolayca masumların yanında konumlandırmasına izin vermeyen bir kitaptır; çünkü bu eser, okura yalnızca “kim kuyuya düştü?” sorusunu değil, “kim başkasının rüyasına tahammül edemedi, kim kardeşinin kaderinden rahatsız oldu, kim hakikatin gömleğine sahte kan sürdü ve kim kendi içindeki kıskançlığı Allah’ın huzurunda fark etmeye cesaret edebildi?” sorularını da yöneltir.
Bu nedenle kitap, acının insanı kendiliğinden olgunlaştırmadığını, kuyunun herkesi Yusuf yapmadığını, mağduriyetin her zaman haysiyet üretmediğini, kardeşliğin yalnızca kan bağıyla tamamlanmadığını, sevginin adaletle korunmadığında aile içinde derin yaralara dönüşebildiğini ve hakikatin çoğu zaman yalanın en inandırıcı görüntüleriyle sınandığını edebî, yoğun ve anlam yüklü bir dille işler. Okur, sayfalar ilerledikçe yalnızca kıssayı takip etmez; kendi ailesine, kendi geçmişine, kendi kırgınlıklarına, kendi rüyalarına, kendi gömleğine, kendi içindeki kardeş karanlığına ve kendi kuyusuna bakmak zorunda kalır.
Bu ilk cildin başlangıç noktası rüyadır; fakat burada rüya, yalnızca gece görülen bir görüntü, geleceğe dair gizemli bir işaret veya insanın kendi arzularını büyüttüğü bir hayal alanı değildir. Rüya, insanın içine daha çocukken bırakılan mahrem bir emanet, Allah’ın insana verdiği kabiliyetin, yönelişin, iç çağrının, hayat istikametinin ve derin anlam arayışının sembolüdür. Hz. Yusuf’un (as) çocukluk rüyası, insanın içinde taşıdığı değerin her zaman herkes tarafından sevinçle karşılanmayacağını, bazı rüyaların yanlış kulaklara anlatıldığında kıskançlığı büyütebileceğini ve insanın en yakın çevresi içinde bile her kalbin emanet taşımaya hazır olmadığını gösterir.
Bu kitapta rüya, modern insanın görünürlük çağında kaybettiği mahrem anlam alanını da temsil eder. Bugün insan, daha oluşmadan duyurmak, daha derinleşmeden sergilemek, daha olgunlaşmadan pazara çıkarmak, daha kendisi bile taşıyamadan başkalarının beğenisine sunmak ve kendi içindeki emaneti kalabalıkların yargısına açmak istiyor. Oysa Hz. Yusuf’un (as) rüyası, bazı hakikatlerin önce sessizlikle, sabırla, korunmayla, doğru kulakla, baba kalbinin ferasetiyle ve Allah’ın takdirine teslim olmuş bir bekleyişle büyümesi gerektiğini hatırlatır.
Her rüya anlatılacak bir haber değil, korunacak bir emanettir; çünkü insanın içine bırakılan bazı sırlar, yanlış bakışların önünde çabuk yaralanır.
Bu ciltte kardeşlik, yalnızca aynı evde büyümek, aynı sofrada oturmak, aynı babanın evladı olmak veya aynı geçmişi paylaşmak anlamına gelmez; kardeşlik, başkasına verilen nimeti kendi eksilmen sanmadan, sevgiye sahip olma hırsını merhametle terbiye ederek, birinin rüyasını diğerinin karanlığına kurban etmeden yaşayabilme ahlâkıdır. Hz. Yusuf’un (as) kardeşleri, insanlık tarihinin en eski ve en derin yaralarından birini gösterir: Başkasının nimetini kendi yokluğu sanan insan, bir süre sonra kardeşinin varlığını bile kendi kaderine tehdit gibi okumaya başlar.
Bu kitap, aile içindeki kıskançlığı yalnızca basit bir duygu olarak değil, insanın kendi eksiklik algısını başkasının nasibine düşmanlıkla telafi etmeye çalıştığı derin bir ruh yarası olarak ele alır. Çünkü kıskançlık, insanın başkasının elindekine bakarken kendi nasibine körleşmesidir. İnsan, kardeşinin sevilmesini kendi unutulması, kardeşinin rüyasını kendi değersizliği, kardeşinin takdir edilmesini kendi eksilmesi gibi okumaya başladığında, artık sevgi ilişkisi yavaş yavaş rekabete, rekabet içten içe öfkeye, öfke de bir gün kuyu kazmaya dönüşebilir.
Kan bağı insanı akraba yapar; fakat kardeşliği ahlâk, merhamet, adalet ve başkasının rüyasına tahammül edebilme olgunluğu tamamlar.
Bu kitapta kuyu, insanın başına gelen bir felaketin adı olmaktan çok, insanın felaket karşısında hangi ahlâka yöneldiğini gösteren bir iç imtihan alanıdır. Kuyuya düşen insan, bir anda alıştığı seslerden, güvendiği yüzlerden, kendisini taşıyan zeminlerden ve hayatını anlamlı kılan dış dayanaklardan uzaklaşır. Gökyüzü küçülür, ses daralır, zaman ağırlaşır, kalp sıkışır ve insan, kendi varlığının en çıplak hâliyle baş başa kalır.
Fakat kitap, kuyuyu romantik bir acı metaforuna dönüştürmez; çünkü kuyu insanı yutar ama herkesi terbiye etmez. Bazı insanlar kuyuda merhameti büyütür, bazıları öfkeyi; bazıları sabrı öğrenir, bazıları intikamı; bazıları Allah’a tutunur, bazıları kendi acısına tapınır; bazıları karanlıktan daha temiz çıkar, bazıları karanlığı kendi dili hâline getirir. Bu nedenle eserin temel vurgularından biri şudur: İnsanı Yusuf yapan şey, kuyuya düşmüş olması değil, kuyuda neye tutunduğu ve kuyudan çıktıktan sonra kalbinde neyi büyüttüğüdür.
Kuyuya düşmek insanı haklı kılabilir; fakat Yusuf yapıp yapmadığını, kuyudan çıktıktan sonra kalbinde neyin büyüdüğü gösterecektir.
Birinci cildin en sarsıcı sembollerinden biri kanlı gömlektir. Çünkü kanlı gömlek, yalanın yalnızca sözle değil, görüntüyle, sahte delille, eksik anlatıyla, bağlamından koparılmış hakikat parçasıyla ve merhamet uyandıracak şekilde düzenlenmiş bir algıyla da kurulabileceğini gösterir. Hz. Yusuf’un (as) kardeşleri yalnızca yalan söylemez; yalanlarını inandırıcı kılmak için bir gömleği kanla kirletir, hakikatin yerine görünüşü, suçun yerine sahte kanıtı, vicdanın yerine düzenlenmiş bir sahneyi koyarlar.
Bu sahne, modern dünyanın algı düzenini anlamak için de büyük bir semboldür. Bugün de insanlar bir cümleyi bağlamından kopararak, bir fotoğrafı başka bir anlamın içine yerleştirerek, bir kayıt parçasını bütün hakikatin yerine geçirerek, bir raporu eksik okuyarak, bir tanıklığı kurgulayarak veya bir suskunluğu suç delili gibi sunarak kanlı gömlekler üretebilir. Yalanın en tehlikeli hâli, çıplak yalan olarak değil, hakikate benziyormuş gibi düzenlenmiş bir delil kılığında gelmesidir.
Bu kitap, okuru yalnızca başkalarının kendisine sunduğu kanlı gömlekleri sorgulamaya değil, kendi nefsinin ürettiği eksik anlatıları da yoklamaya çağırır. Çünkü insan bazen kendisini haklı göstermek için kendi hikâyesinin bazı parçalarını büyütür, bazılarını saklar, bazı sorumlulukları küçültür, bazı acıları merkeze alır ve sonunda kendi vicdanına bile eksik bir dosya sunar.
Kendi nefsinin sunduğu kanlı gömleği sorgulamayan insan, hakikati aradığını söylerken bile kendi karanlığını savunabilir.
Her Kuyudan Yusuf Çıkmaz – I. Cilt, okura kolay bir teselli vadetmez; çünkü bu eser, insanı yalnızca yaralarının haklılığına yaslayan bir mağduriyet dili kurmak yerine, insanın yara aldıktan sonra neye dönüştüğünü sorgulayan daha ağır, daha sahici ve daha dönüştürücü bir yüzleşme alanı açar. Kitap, okurun kendi hayatında şu soruların karşılığını aramasını ister: Ben hangi rüyayı koruyamadım, hangi rüyayı yanlış kulaklara anlattım, kimin nimetine tahammül edemedim, hangi kardeşlik bağını kıskançlıkla zehirledim, hangi kuyuya düştüm, hangi kuyuyu içimde büyüttüm, hangi gömleğe sahte kan sürdüm veya hangi sahte delile hakikat muamelesi yaptım?
Bu sorular, kitabın yalnızca düşünsel değil, vicdanî tarafını da oluşturur. Çünkü eser, okurun Hz. Yusuf’un (as) Kıssası’nı dışarıdan seyretmesini değil, kendi hayatının karanlık ve aydınlık taraflarıyla birlikte bu kıssanın içine girmesini ister. Bu yönüyle kitap, hem inanç eksenli bir okuma hem insan psikolojisine açılan derin bir düşünce alanı hem de modern çağın aile, toplum, kıskançlık, görünürlük, yalan, hakikat ve haysiyet problemlerini Kur’ânî kıssa üzerinden yeniden yorumlayan güçlü bir metindir.
Bu eser, okuru başkalarını yargılamaya değil, kendi kalbini Allah’ın huzurunda daha dikkatli tartmaya çağırır.
Bu ilk ciltte rüyanın bir gösteri malzemesi değil, insanın içine bırakılmış mahrem bir emanet olduğu; kardeşliğin kan bağıyla başlayıp ancak ahlâk, merhamet ve adaletle tamamlandığı; kıskançlığın başkasının nimetini kendi eksikliği sanan yaralı bir bakıştan doğduğu; aile içindeki sevgi adaletsizliğinin görünmeyen yaralara dönüşebildiği; kuyunun insanı yuttuğu fakat herkesi terbiye etmediği; mağduriyetin her zaman haysiyet üretmediği; sessizliğin bazen şikâyetin değil, derinliğin dili olduğu ve kanlı gömleğin yalanın delil kılığına girdiği en sarsıcı sembollerden biri olduğu anlatılır.
Rüya, kardeşler, kuyu ve kanlı gömlek, bu kitapta yalnızca kıssanın sahneleri olarak değil, insanın kendi hayatındaki anlam düğümlerini çözmek için bakması gereken derin aynalar olarak yer alır.
Her kuyudan Yusuf çıkmaz; çünkü insanı Yusuf yapan şey, kuyuya atılmış olması değil, karanlıkta neye tutunduğu ve gömleği yalanla kirletildiğinde hakikatin haysiyetini nasıl koruduğudur.
Bu kitabı, Hz. Yusuf’un (as) Kıssası’nı yalnızca bir peygamber kıssası olarak değil, insanın aile içinde, toplumda, modern çağın görünürlük baskısında, kardeşlik ilişkilerinde, kıskançlık yaralarında, iftira karşısında ve kendi iç karanlığıyla yüzleşme sürecinde yeniden okumak isteyen herkes okuyabilir.
Aynı zamanda bu eser, edebî dili güçlü, ahlâkî derinliği olan, insan psikolojisine temas eden, okuru kendi vicdanıyla baş başa bırakabilen, kolay tüketilen cümlelerden çok uzun soluklu bir iç muhasebe alanı açan metinler arayan okurlar için hazırlanmış yoğun bir iç yolculuktur.
Eğer insanın yalnızca başına gelenlerle değil, başına gelenlerden sonra neye dönüştüğüyle de sınandığını düşünüyorsanız; eğer aile, kardeşlik, kıskançlık, haysiyet, yalan, hakikat ve içsel yüzleşme meselelerine edebî ve Kur’ânî bir derinlik içinde bakmak istiyorsanız, bu kitap sizin için yalnızca okunacak bir eser değil, uzun süre taşınacak bir vicdan aynası olacaktır.
Her Kuyudan Yusuf Çıkmaz – I. Cilt, yalnızca okunacak bir kitap değil; insanın kendi rüyasını, kendi kuyusunu, kendi kardeşlik imtihanını ve kendi gömleğine bulaşan hakikat yahut yalan izlerini yeniden düşünmesi için açılmış derin bir vicdan kapısıdır. Bu kapıdan içeri giren okur, Hz. Yusuf’un (as) Kıssası’nda yalnızca geçmiş zamanların büyük bir peygamber imtihanını değil, kendi hayatının bugüne kadar ertelenmiş, bastırılmış, susturulmuş ve belki de hiç sorulmamış sorularını bulacaktır.
Çünkü bazı kitaplar yalnızca okunmaz; insanın içinden geçer, kalbine dokunur, eski yaralarını yoklar, unuttuğu sorumlulukları hatırlatır ve okuru kendi hayatının kuyusu başında uzun bir sessizliğe davet eder. Her Kuyudan Yusuf Çıkmaz – I. Cilt, işte böyle bir yüzleşmenin kitabıdır.






