Kitabın Künyesi
Kitabın AdıVe Kader Gayrete Âşıktır
YazarMuhammed Rıdvan Sadıkoğlu
Sayfa Sayısı770 sayfa
CiltKarton Cilt
Seri İçindeki YeriÜçlemenin üçüncü ve son cildi
Sayfa TürüKitap ürün sayfası
TürRoman, üçlemenin son cildi, vefa, emanet bilinci, kader, gayret, kayıp, hastalık, merhamet, insan haysiyeti, iç diriliş, pişmanlık, annelik, çocuk saflığı, iyiliğin gösteriye dönüşmesi ve modern çağda haysiyetli kalma meselesi üzerine derinlikli bir vicdan romanı.
Ana DamarKaderi, insanın üzerine çöken karanlık bir hüküm olarak değil; gayretle, sabırla, vefayla, duayla ve emanete sadakatle anlamını bulan ağır fakat rahmetli bir yolculuk olarak okumak; acıya rağmen merhameti, kayba rağmen haysiyeti, bekleyişe rağmen temiz kalmayı ve kırılmaya rağmen insan kalma gayretini roman diliyle anlatmak.
Eseri daha derinden tanımak için
Bu bağlantılar, okurun romanın ana meselesine yaklaşabilmesi, Google Play üzerinden ön okuma yapabilmesi ve sesli müzakereyle eserin vefa, emanet, kader, gayret, kayıp, hastalık, merhamet, haysiyet ve iç diriliş ekseninde kurduğu derin vicdan alanına hazırlanabilmesi için yerleştirilmiştir.
Üçlemenin Son Büyük Eşiği
Ve Kader Gayrete Âşıktır, okur hafızasında derin izler bırakan Diriliş ve Geceye Bir Güneş Çizdim romanlarıyla başlayan büyük yürüyüşün üçüncü ve son halkası olarak, yalnızca bir hikâyeyi tamamlamakla kalmayan; insanın acı, vefa, emanet, sabır, kayıp, merhamet, haysiyet ve gayret karşısında nasıl bir iç dirilişe çağrıldığını bütün ağırlığıyla ortaya koyan geniş soluklu bir romandır.
Bu roman, önceki iki kitapta temelleri atılan dünyanın bütün duygusal, ahlaki ve vicdani hesaplaşmalarını daha derin bir zemine taşıyarak, okuru yalnızca karakterlerin kaderine şahit olmaya değil; kendi hayatında ertelediği sorularla, susturduğu acılarla, geç fark ettiği hakikatlerle ve çoğu zaman adını koyamadığı iç kırılmalarıyla yüzleşmeye çağırır.
Kader, insanı edilgen bir bekleyişe mahkûm eden karanlık bir yazgı değil; insanın acının içinden nasıl geçeceğini, hangi emaneti yere düşürmeyeceğini, hangi merhameti kirletmeyeceğini ve hangi haysiyeti son nefesine kadar koruyacağını gösteren ağır bir yürüyüştür.
Kader, Bekleyiş Değil; Emanete Sadakatle Yürünen Bir Yolculuktur
Bu kitapta kader, insanın üzerine çöken karanlık bir hüküm olarak değil; gayretle, sabırla, vefayla ve emanete sadakatle anlamını bulan ağır fakat rahmetli bir yolculuk olarak karşımıza çıkar. Roman boyunca kader, insanı pasif bir bekleyişe mahkûm eden bir yazgı anlayışıyla değil, insanın içindeki iyiliği, sabrı, duayı, sorumluluğu ve mücadele ahlakını sınayan ilahi bir imtihan zemini olarak ele alınır.
Bu kitapta gayret, yalnız başarmak için harcanan dünyevî bir çaba değildir; gayret, insanın kendi acısına tapınmadan, kendi yarasını başkasının hakkına dönüştürmeden, incindiği yerde incitmeden, kaybettiği yerde kabalaşmadan ve beklediği yerde kirlenmeden yaşayabilme ahlakıdır.
Bu sesli müzakere, kitabın yerini almak için değil; okuru romanın vefa, emanet, kader, gayret, kayıp, hastalık, merhamet, haysiyet ve iç diriliş ekseninde kurduğu derin vicdan alanına yaklaştırmak için hazırlanmıştır. Hatice’nin Mustafa’ya duyduğu sarsılmaz vefa, Selim Bey’in geç kalmış iç muhasebesi, Tuğba’nın hastalıkla sınanan öğretmenliği, Yasemin’in anneliği ve Amine’nin çocuk saflığı, burada daha dinlenebilir ve düşünmeye davet eden bir forma taşınmaktadır.
Romanın Ana Kalp Çizgileri
Birinci Çizgi
Hatice’nin Vefası
Hatice’nin Mustafa’ya duyduğu hasret, yalnız geçmişte kalmış bir sevdanın hatırası değildir; o hasret, insanın kirlenmiş bir çağda temiz kalma direncine, sevdiğini kaybetse bile sevgiyi kirletmeme ahlakına ve acıya rağmen merhametten vazgeçmeme terbiyesine dönüşür.
İkinci Çizgi
Mustafa’nın Sessiz Hakikati
Mustafa, romanda yalnız yokluğuyla hatırlanan bir isim değil; varlığı geride kalanların vicdanında ölçüye, haysiyete, duaya, iyiliğin usulüne ve merhametin mahremiyetine dönüşmüş sessiz bir hakikat olarak yaşamaya devam eder.
Üçüncü Çizgi
Tuğba’nın Öğretmenliği
Tuğba’nın hastalıkla sınanan fakat insan yetiştirme idealinden vazgeçmeyen öğretmenliği, bedeni zayıflarken bile sözüyle, bakışıyla ve öğrencilerine bıraktığı insanî ölçüyle güçlenen dokunaklı bir emanet çizgisidir.
Dördüncü Çizgi
Amine’nin Çocuk Saflığı
Amine’nin çocuk saflığı, romanın ağır atmosferinde koca koca insanların unuttuğu ahlaki ölçüyü hatırlatan taze bir nefes gibi durur; çünkü bazen bir çocuğun masum cümlesi, bütün bir hayat muhasebesini yeniden açar.
İyiliğin Gösteriye Dönüştüğü Çağda Haysiyetli Kalmak
Bu roman, çağın en görünmez yaralarından birine güçlü biçimde temas eder: İyiliğin, yardımın, merhametin ve dayanışmanın bile gösteriye dönüştüğü bir zamanda, insan haysiyetini koruyarak iyilik yapabilmek mümkün müdür?
Yardım edilen çocuğun yüzünün, yoksulun mahcubiyetinin, hastanın çaresizliğinin, annenin gözyaşının ve insanın en savunmasız hâlinin bir “etkileşim malzemesi” hâline getirildiği modern zamanlarda roman, okura şu ağır soruyu bırakır: Bir insanın yarasına dokunurken onu iyileştirmeye mi çalışıyoruz, yoksa o yaranın görüntüsüyle kendi vicdanımızı mı parlatıyoruz?
İyilik, insanın haysiyetini koruyabildiği ölçüde rahmettir; yarayı görünür kılıp insanı mahcup eden her gösteri ise merhametin içini boşaltan başka bir incitme biçimidir.
Acı, Vefa ve Emanet Arasında Bir Vicdan Romanı
Ve Kader Gayrete Âşıktır, yalnızca bir aşkın, bir ailenin veya bir kaybın romanı değildir; aynı zamanda modern insanın merhamet iddiasını, iyilik ahlakını, görünürlük tutkusunu, haysiyet sınavını ve emanet bilincini sorgulayan güçlü bir vicdan romanıdır.
Okur, sayfalar ilerledikçe bir yandan Hatice’nin iç dünyasındaki derin sızıya yaklaşırken, diğer yandan kendi hayatında unuttuğu ölçüleri de yeniden hatırlamaya başlar; çünkü bu roman, okurun karşısına yalnız karakterlerin kaderini değil, kendi kalbinin saklı aynasını da çıkarır.
Diriliş’ten Geceye, Geceden Gayrete
Diriliş ile başlayan arayış, insanın karanlığın içinden ayağa kalkma cesaretini; Geceye Bir Güneş Çizdim ile derinleşen hikâye, en koyu gecelerde bile umudun, duanın ve insanî direncin nasıl korunabileceğini anlatmıştı. Ve Kader Gayrete Âşıktır ise bu yürüyüşü artık daha olgun, daha ağır, daha hüzünlü fakat daha berrak bir noktaya taşır.
Bu son ciltte mesele yalnız dirilmek veya karanlığın içine bir ışık çizmek değildir; mesele, bütün kayıplara, bütün imtihanlara, bütün gecikmiş pişmanlıklara ve bütün yarım kalmış cümlelere rağmen insanın emaneti yere düşürmeden yürüyebilmesidir.
Geç Kalınmış Hakikatler ve Yeniden Doğan Nefes
Birinci İz
Selim Bey’in İç Muhasebesi
Bir zamanlar dünyayı güç, imkân, itibar ve hükmetme diliyle okuyan bir insanın, ömrünün geç vaktinde merhametin, secdenin, vefanın, kul hakkının ve insan haysiyetinin önünde nasıl yumuşadığını görmek, okura yalnız bir karakter değişimi değil, geç de olsa hakikate dönme ihtimalini gösterir.
İkinci İz
Pişmanlığın Rahmet Kapısı
Selim Bey’in hikâyesi, pişmanlığın insanı tüketen bir karanlık değil, doğru yere yöneldiğinde onu arındıran ağır bir rahmet kapısı olabileceğini hatırlatır.
Üçüncü İz
Yasemin’in Anneliği
Yasemin’in anneliği, hayatın bütün imtihanlara rağmen Rabbinden aldığı emirle yenilenmeye devam ettiğini hissettiren; ama umudu kolay bir teselliye değil, ağır bir sorumluluğa bağlayan güçlü bir annelik çizgisidir.
Dördüncü İz
Yeni Bir Nefes
Yeni doğan bebeğin eve taşıdığı taze nefes, romanın hüzünlü atmosferinde hayatın hâlâ yenilendiğini; doğumun sıcaklığı ile ölüm ihtimalinin serinliğinin aynı insan avucunda buluşabildiğini gösterir.
Romanın Dili ve İç Yolculuğu
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu, bu romanında kendine özgü uzun soluklu, edebî, vicdani ve içe işleyen anlatımını koruyarak, okuru aceleyle tüketilecek bir olay örgüsünün değil, sindirilerek okunacak bir iç yolculuğun içine davet eder.
Cümleler, yalnız sahneleri anlatmakla kalmaz; insanın ruhundaki kırılmaları, çağın kirlenmiş ahlakını, merhametin incelmiş damarlarını, kaybın insanı nasıl dönüştürdüğünü ve vefanın bazen bir ömürlük suskunluk içinde nasıl büyüdüğünü de taşır. Bu nedenle Ve Kader Gayrete Âşıktır, yalnız okunacak bir roman değil, okunduktan sonra insanın içinde uzun süre yürümeye devam edecek bir vicdan metnidir.
Kimlere Seslenir?
Bu kitap, sevdiğini kaybedenlere fakat sevgisini kaybetmek istemeyenlere; acının insanı sertleştirmesinden korkanlara; iyiliğin gösteriye dönüştüğü bir çağda haysiyetli kalmaya çalışanlara; kader karşısında yalnız beklemeyi değil, beklerken kalbini temiz tutmayı öğrenmek isteyenlere; hayatın bütün yıkımlarına rağmen hâlâ “insan insana emanettir” diyebilenlere seslenir.
Ve Kader Gayrete Âşıktır, üç ciltlik büyük roman yürüyüşünün son durağı olarak, okura insanın bazen kaderini değiştiremese bile kaderin içinden nasıl geçeceğini, hangi emaneti yere düşürmeyeceğini, hangi acının kendisini merhametten koparmasına izin vermeyeceğini ve hangi karanlıkta Rabbine dönük kalacağını kendi gayretiyle belirleyebileceğini hatırlatır.
Bu Eserlerin Satışından Doğan İmkân
Bu eserlerin satışından doğan imkân, yalnız bir kitap alışverişinin sonucu olarak değil, düşüncenin, vicdanın, iyiliğin, okul ve kütüphane hassasiyetinin, gençlere ulaşma arzusunun ve insanın insana emanet olduğu fikrinin çoğalmasına vesile olabilecek bir emanet alanı olarak görülür. Bu sebeple okurun bu esere yönelmesi, yalnız kendi iç dünyasına yapılmış derinlikli bir yolculuk değil, aynı zamanda kitabın, fikrin ve iyilik niyetinin daha geniş insanlara ulaşmasına katkı sunan anlamlı bir destek olarak da değer taşır.
Ve Kader Gayrete Âşıktır, bir finalden çok daha fazlasıdır. Bu roman, Diriliş’ten başlayan, Geceye Bir Güneş Çizdim ile karanlığın içinden geçen ve Ve Kader Gayrete Âşıktır ile vefanın, sabrın, haysiyetin ve emanet bilincinin son büyük eşiğine ulaşan uzun bir insanlık çağrısıdır.
Bu eser, kaderin içinde yürürken insanın acıya teslim olmadan, iyiliği gösteriye çevirmeden, merhameti kirletmeden, emaneti yere düşürmeden ve Rabbine dönük kalma gayretini kaybetmeden nasıl insan kalabileceğini anlatan güçlü bir vicdan romanıdır.