2.000 TL ve üzeri alışverişlerinizde Kargo Ücretsiz! 2.000 TL ve üzeri alışverişlerinizde Kargo Ücretsiz! 2.000 TL ve üzeri alışverişlerinizde Kargo Ücretsiz! 2.000 TL ve üzeri alışverişlerinizde Kargo Ücretsiz!

Ve Kader Gayrete Aşıktır

  • Bu eserlerin satışından doğan imkân, yurdun farklı şehirlerinde gerçekleştirdiğimiz okul buluşmalarında, okul yöne­timlerinin rehberliğinde belirlenen kız öğ­ren­cilerin okuma serüvenine omuz olmakta; aynı zamanda okul kütüphanelerine ücretsiz kitap setleri ulaştırılarak daha geniş bir iyiliğe kapı aralamaktadır. Bu çalışmalara ilişkin belge ve bilgilere sitemiz üzerinden ulaşabilirsiniz.
  • Ürün Kodu: D866MQ5VJD
  • Barkod: 7098522505564
  • Marka: Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
  • Kategori:
  • Stok: 20+
  • 0,00 TL
  • 0,00 TL 'den başlayan taksitlerle
WHATSAPP İLE SİPARİŞ VER
Hızlı Gönderi
Güvenli Alışveriş
İade ve Değişim

Ve Kader Gayrete Âşıktır

Diriliş ve Geceye Bir Güneş Çizdim romanlarının ardından gelen son cilt

770 sayfa, karton cilt

Kitap yayına hazır olup şimdilik sadece ÖN SİPARİŞ alınabilmektedir. Talep edenler için dijital hali web sitemizde mevcuttur.

Ve Kader Gayrete Âşıktır, Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu’nun Diriliş ve Geceye Bir Güneş Çizdim romanlarıyla başlayan üçlemesinin üçüncü ve son cildi olarak, vefanın, emanet bilincinin, kaybın, hastalığın, merhametin, insan haysiyetinin ve kader karşısında gösterilen temiz gayretin romanıdır. Hatice’nin Mustafa’ya duyduğu sarsılmaz vefa, Selim Bey’in geç kalmış iç muhasebesi, Tuğba’nın hastalıkla sınanan fakat insan yetiştirme idealinden vazgeçmeyen öğretmenliği, Yasemin’in anneliği ve Amine’nin çocuk saflığı üzerinden ilerleyen roman, okuru yalnız bir hikâyenin içine değil, kendi vicdanının derinliklerine de davet eder. Bu kitap, kaderin karşısında edilgen bir bekleyişi değil, acıya rağmen emaneti yere düşürmeyen insanın ahlaki gayretini anlatır.

Ve Kader Gayrete Âşıktır, Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu’nun okur hafızasında derin izler bırakan Diriliş ve Geceye Bir Güneş Çizdim romanlarıyla başlayan büyük yürüyüşün üçüncü ve son halkası olarak, yalnızca bir hikâyeyi tamamlamakla kalmayan, aynı zamanda insanın acı, vefa, emanet, sabır, kayıp, merhamet, haysiyet ve gayret karşısında nasıl bir iç dirilişe çağrıldığını bütün ağırlığıyla ortaya koyan geniş soluklu bir roman olarak okurla buluşuyor.

Bu roman, önceki iki kitapta temelleri atılan dünyanın bütün duygusal, ahlaki ve vicdani hesaplaşmalarını daha derin bir zemine taşıyarak, okuru yalnızca karakterlerin kaderine şahit olmaya değil, kendi hayatında ertelediği sorularla, susturduğu acılarla, geç fark ettiği hakikatlerle ve çoğu zaman adını koyamadığı iç kırılmalarıyla yüzleşmeye çağırıyor. Çünkü bu kitapta kader, insanın üzerine çöken karanlık bir hüküm olarak değil, gayretle, sabırla, vefayla ve emanete sadakatle anlamını bulan ağır fakat rahmetli bir yolculuk olarak karşımıza çıkıyor.

Hatice’nin kalbinde yıllardır dinmeyen Mustafa hasreti, artık yalnız geçmişte kalmış bir sevdanın hatırası değildir; o hasret, insanın kirlenmiş bir çağda temiz kalma direncine, sevdiğini kaybetse bile sevgiyi kirletmeme ahlakına, acıya rağmen merhametten vazgeçmeme terbiyesine ve insanın insana emanet olduğunu unutmadan yaşama sorumluluğuna dönüşmüştür. Mustafa, romanda yalnız yokluğuyla hatırlanan bir isim değil, varlığı geride kalanların vicdanında ölçüye, haysiyete, duaya, iyiliğin usulüne ve merhametin mahremiyetine dönüşmüş sessiz bir hakikat olarak yaşamaya devam eder.

Romanın merkezinde, insanın dışarıdan bakıldığında güçlü görünen fakat içeride ağır imtihanlarla sınanan hâli vardır. Hatice, Tuğba’nın hastalığı, Yasemin’in anneliği, Selim Bey’in geç kalmış iç muhasebesi, Amine’nin çocuk saflığı ve Mustafa’dan geriye kalan emanet duygusu arasında, yalnızca kendi acısını taşıyan bir kadın olmaktan çıkarak, başkalarının mahremiyetine, haysiyetine ve incinmişliğine dikkat kesilen bir vicdan şahidine dönüşür. Onun yürüyüşü, acının insanı ya içine kapatan karanlık bir mağaraya ya da başkasının yarasına daha dikkatli eğilen derin bir merhamet terbiyesine dönüştürebileceğini gösterir.

Ve Kader Gayrete Âşıktır, doğumla ölümün, hastalıkla umut etmenin, vefayla vedanın, yoksullukla haysiyetin, iyilikle teşhirin, merhametle gösterişin, dua ile çaresizliğin ve kader ile gayretin aynı evin içinde, aynı kalbin derinliklerinde, aynı çağın kirlenmiş sokaklarında birbirine temas ettiği güçlü bir anlatı kurar. Bu anlatıda yeni doğmuş bir bebeğin nefesi, hastane koridorlarının soğuk bekleyişiyle yan yana durur; bir babanın geç kalmış pişmanlığı, bir kız evladın taşıdığı vefayla yüzleşir; bir öğretmenin hastalığı, onun insan yetiştirme idealini gölgelemek yerine daha da berraklaştırır; bir çocuğun masum cümlesi, koca koca insanların unuttuğu ahlaki ölçüyü yeniden hatırlatır.

Bu roman, çağın en görünmez yaralarından birine de güçlü biçimde temas eder: İyiliğin, yardımın, merhametin ve dayanışmanın bile gösteriye dönüştüğü bir zamanda, insan haysiyetini koruyarak iyilik yapabilmek mümkün müdür? Sadıkoğlu, bu soruyu kuru bir fikir tartışması olarak değil, roman kişilerinin hayatları, seçimleri, suskunlukları, tereddütleri ve vicdani kırılmaları üzerinden işler. Yardım edilen çocuğun yüzünün, yoksulun mahcubiyetinin, hastanın çaresizliğinin, annenin gözyaşının ve insanın en savunmasız hâlinin bir “etkileşim malzemesi” hâline getirildiği modern zamanlarda roman, okura şu ağır soruyu bırakır: Bir insanın yarasına dokunurken onu iyileştirmeye mi çalışıyoruz, yoksa o yaranın görüntüsüyle kendi vicdanımızı mı parlatıyoruz?

Bu yönüyle Ve Kader Gayrete Âşıktır, yalnızca bir aşkın, bir ailenin veya bir kaybın romanı değildir; aynı zamanda modern insanın merhamet iddiasını, iyilik ahlakını, görünürlük tutkusunu, haysiyet sınavını ve emanet bilincini sorgulayan güçlü bir vicdan romanıdır. Okur, sayfalar ilerledikçe bir yandan Hatice’nin iç dünyasındaki derin sızıya yaklaşırken, diğer yandan kendi hayatında unuttuğu ölçüleri de yeniden hatırlamaya başlar; çünkü bu roman, okurun karşısına yalnız karakterlerin kaderini değil, kendi kalbinin saklı aynasını da çıkarır.

Diriliş ile başlayan arayış, insanın karanlığın içinden ayağa kalkma cesaretini; Geceye Bir Güneş Çizdim ile derinleşen hikâye, en koyu gecelerde bile umudun, duanın ve insanî direncin nasıl korunabileceğini anlatmıştı. Ve Kader Gayrete Âşıktır ise bu yürüyüşü, artık daha olgun, daha ağır, daha hüzünlü fakat daha berrak bir noktaya taşır. Bu son ciltte mesele yalnız dirilmek veya karanlığın içine bir ışık çizmek değildir; mesele, bütün kayıplara, bütün imtihanlara, bütün gecikmiş pişmanlıklara ve bütün yarım kalmış cümlelere rağmen insanın emaneti yere düşürmeden yürüyebilmesidir.

Roman boyunca kader, insanı pasif bir bekleyişe mahkûm eden bir yazgı anlayışıyla değil, insanın içindeki iyiliği, sabrı, duayı, sorumluluğu ve mücadele ahlakını sınayan ilahi bir imtihan zemini olarak ele alınır. Bu kitapta gayret, yalnız başarmak için harcanan dünyevî bir çaba değildir; gayret, insanın kendi acısına tapınmadan, kendi yarasını başkasının hakkına dönüştürmeden, incindiği yerde incitmeden, kaybettiği yerde kabalaşmadan ve beklediği yerde kirlenmeden yaşayabilme ahlakıdır.

Selim Bey’in iç muhasebesi, romanın en sarsıcı damarlarından birini oluşturur. Bir zamanlar dünyayı güç, imkân, itibar ve hükmetme diliyle okuyan bir insanın, ömrünün geç vaktinde merhametin, secdenin, vefanın, kul hakkının ve insan haysiyetinin önünde nasıl yumuşadığını görmek, okura yalnız bir karakter değişimi sunmaz; aynı zamanda hayatın hiçbir döneminde kalbin bütünüyle kapanmadığını, insanın geç de olsa hakikate dönebileceğini ve bazen bir insanın iç dirilişinin, onun bütün geçmişini yeniden okumaya mecbur bıraktığını gösterir. Bu yüzden Selim Bey’in hikâyesi, pişmanlığın insanı tüketen bir karanlık değil, doğru yere yöneldiğinde onu arındıran ağır bir rahmet kapısı olabileceğini hatırlatır.

Tuğba’nın hastalıkla sınanan fakat öğretmenliğin inceliğini ve insan yetiştirme sorumluluğunu terk etmeyen varlığı, romanın en dokunaklı alanlarından biridir. Onun bedeni zayıflarken bile sözü, bakışı ve öğrencilerine bıraktığı insanî ölçü güçlenir. Tuğba, insana şunu hatırlatır: Bazen bir öğretmen sınıftan ayrılmış gibi görünse bile, öğrencilerinin vicdanında, sözlerinde, seçimlerinde ve dünyaya bakma biçimlerinde ders anlatmaya devam eder.

Yasemin’in anneliği, Amine’nin çocuk saflığı ve yeni doğan bebeğin eve taşıdığı taze nefes, romanın ağır atmosferi içinde hayatın hâlâ Rabbinden aldığı emirle yenilenmeye devam ettiğini hissettirir. Ancak yazar, bu yenilenmeyi yüzeysel bir umut cümlesine dönüştürmez; çünkü bu romanda umut, acının üzerini örten kolay bir perde değil, acının içinden geçerken insanın dağılmamasını sağlayan derin bir iç dayanaktır. Okur burada, hayatın aynı anda hem doğumun sıcaklığını hem ölüm ihtimalinin serinliğini insanın avuçlarına bırakabileceğini ve insanın asıl olgunluğunun bu iki zıt emanet arasında kalbini dağıtmadan yürüyebilmesinde saklı olduğunu hisseder.

Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu, bu romanında kendine özgü uzun soluklu, edebî, vicdani ve içe işleyen anlatımını koruyarak, okuru aceleyle tüketilecek bir olay örgüsünün değil, sindirilerek okunacak bir iç yolculuğun içine davet eder. Cümleler, yalnız sahneleri anlatmakla kalmaz; insanın ruhundaki kırılmaları, çağın kirlenmiş ahlakını, merhametin incelmiş damarlarını, kaybın insanı nasıl dönüştürdüğünü ve vefanın bazen bir ömürlük suskunluk içinde nasıl büyüdüğünü de taşır. Bu nedenle Ve Kader Gayrete Âşıktır, yalnız okunacak bir roman değil, okunduktan sonra insanın içinde uzun süre yürümeye devam edecek bir vicdan metnidir.

Bu kitap, sevdiğini kaybedenlere, fakat sevgisini kaybetmek istemeyenlere; acının insanı sertleştirmesinden korkanlara; iyiliğin gösteriye dönüştüğü bir çağda haysiyetli kalmaya çalışanlara; kader karşısında yalnız beklemeyi değil, beklerken kalbini temiz tutmayı öğrenmek isteyenlere; hayatın bütün yıkımlarına rağmen hâlâ “insan insana emanettir” diyebilenlere seslenir.

Ve Kader Gayrete Âşıktır, üç ciltlik büyük roman yürüyüşünün son durağı olarak, okura şu hakikati derinden hissettirir: İnsan bazen kaderini değiştiremez; fakat kaderin içinden nasıl geçeceğini, hangi emaneti yere düşürmeyeceğini, hangi acının kendisini merhametten koparmasına izin vermeyeceğini ve hangi karanlıkta Rabbine dönük kalacağını kendi gayretiyle belirler.

Bu yüzden bu roman, bir finalden çok daha fazlasıdır. Bu roman, Diriliş’ten başlayan, Geceye Bir Güneş Çizdim ile karanlığın içinden geçen ve Ve Kader Gayrete Âşıktır ile vefanın, sabrın, haysiyetin ve emanet bilincinin son büyük eşiğine ulaşan uzun bir insanlık çağrısıdır.

TESLİMAT
 
Ürünü sipariş verdiğiniz gün saat 18:00 ve öncesi ise siparişiniz aynı gün kargoya verilir vee ertesi gün teslim edilir.

Eğer kargoyu saat 18:00`den sonra verdiyseniz ürününüzün stoklarda olması durumunda ertesi gün kargolama yapılmaktadır.
 
Yükleniyor...