Setin Künyesi
Set AdıKerb-ü-Belâ Seti
YazarMuhammed Rıdvan Sadıkoğlu
Kitap Sayısı3 Kitap
Toplam Sayfa1024 sayfa
Devam Bilgisi4. cilt yayınlanma aşamasındadır
Ana EksenHakikat, sadakat, ihanet ve merhamet
TürTarih, deneme, Kerbelâ okuması, iç muhasebe, ahlâk, vicdan, siyasal yozlaşma, nübüvvet ve saltanat ayrışması, sadakat, ihanet, suskunluk, merhamet ve insanın kendi çağındaki tarafını derinlikli biçimde sorgulayan üç kitaplık eser seti.
Ana DamarKerbelâ’yı yalnızca geçmişte yaşanmış kapalı bir trajedi olarak değil; hakikatin iktidar karşısında yalnız bırakıldığı, sevginin sadakate dönüşemediği, kalabalıkların bedel anında dağıldığı, suyun rahmet olmaktan çıkarılıp baskı aracına dönüştürüldüğü ve insanın kendi vicdanını tartmak zorunda kaldığı çağlar üstü bir emanet imtihanı olarak okumak.
Bu Eserlerin Satışından Doğan İmkân
Bu eserlerin satışından doğan imkân, yurdun farklı şehirlerinde gerçekleştirdiğimiz okul buluşmalarında, okul yönetimlerinin rehberliğinde belirlenen kız öğrencilerin okuma serüvenine omuz olmakta; aynı zamanda okul kütüphanelerine ücretsiz kitap setleri ulaştırılarak daha geniş bir iyiliğe kapı aralamaktadır. Bu çalışmalara ilişkin belge ve bilgilere sitemiz üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kerbelâ Burada Geçmiş Değil, Diri Bir Vicdan Aynasıdır
Bu set, Kerbelâ’yı yalnızca ağlanacak bir matem sahnesi, duygusal bir yas zemini, menkıbeleştirilecek bir tarih parçası yahut geçmişte kalmış kapalı bir trajedi gibi ele almaz; aksine onu, öncesiyle, sebepleriyle, iç dinamikleriyle, ihanetin katmanlarıyla, suskun kalabalıkların vebaliyle, susuzluğun son eşikte görünür kıldığı büyük ahlâk çöküşüyle ve bugüne kadar uzanan yankısıyla birlikte okur.
Bu üçlü seti bir bütün hâlinde eşsiz kılan asıl taraf, Kerbelâ’yı parçalı sahneler toplamı gibi değil, iç örgüsü olan büyük bir ahlâkî serencam olarak kurmasıdır. Çünkü burada okur yalnızca son kıyımı görmez; o kıyıma giden baskıyı, o baskıyı meşrulaştıran siyaseti, o siyaseti besleyen korkuyu, o korkuyu büyüten menfaati, o menfaatin çürüttüğü vicdanı ve nihayet bütün bunların en son noktada nasıl susuzluk, kuşatma ve şehadet sahnesine dönüştüğünü adım adım takip eder.
Kerbelâ bu sette geçmişte bırakılmaz; bugünün diline, bugünün siyaset anlayışına, bugünün cemaat psikolojisine, bugünün korkularına ve bugünün suskunluklarına taşınır.
Ciltleri Tek Tek İncele
1. Cilt • 1024 sayfalık setin ilk halkası
Kerb-ü-Belâ 1. Cilt — Ya Biat Ya Ölüm
Hakikatin meşruiyet kisvesine büründürülmüş zorbalık karşısındaki ilk büyük reddi.
Birinci cilt olan “Ya biat ya ölüm”, Hz. Hüseyin’in Yezid’e boyun eğmeyi reddedişini yalnızca tarihî bir karşı çıkış yahut siyasî bir tavır olarak değil, hakikatin meşruiyet kisvesine büründürülmüş zorbalık karşısındaki ilk büyük ve açık direnişi olarak kurar.
Burada biat, sıradan bir idarî bağlılık yemini değil; hakikatin susması, sözün namusunun kirletilmesi, Nebevî çizginin siyasal tahakküme boyun eğmesi ve ümmetin kaderinin mülk hırsına teslim edilmesi anlamına gelen ağır bir eşik hâlini alır. Bu nedenle birinci cilt, okuru daha en başta şu hakikatle yüzleştirir: Bazen mesele yaşamak ya da ölmek değildir; bazen asıl mesele, yaşayabilmek için neye razı olunacağıdır.
2. Cilt • 1024 sayfalık setin ikinci halkası
Kerb-ü-Belâ 2. Cilt — İhanetin Şifreleri
Kûfe’nin yalnızca bir şehir değil, aynı zamanda bir ahlâk tipi oluşu.
İkinci cilt olan “İhanetin Şifreleri”, Kerbelâ’yı mümkün kılan görünmez çürümeyi, Kûfe’nin yalnızca bir şehir değil aynı zamanda bir ahlâk tipi olduğunu, mektup yazan ama yürümeyen, davet eden ama sahip çıkmayan, haklı olduğunu bildiği hâlde korkuya yenilen, sevgisini sadakate dönüştüremeyen insan kalabalıklarının nasıl büyük bir felaketin zeminini hazırladığını bütün sertliğiyle görünür kılar.
Burada mesele yalnızca Yezid’in zorbalığı değildir; asıl mesele, onun kurduğu düzenin karşısında kalabalıkların neden çözülüp dağıldığı, neden küçük menfaatlerini büyük hakikatin önüne koyduğu ve neden sonradan dökülecek gözyaşlarını vaktinde gösterilecek cesaretin yerine koyabildiğidir.
3. Cilt • 1024 sayfalık setin üçüncü halkası
Kerb-ü-Belâ 3. Cilt — Susuzluğun Feryadı
Merhametin bilinçli biçimde geri çekildiği nihai eşik.
Üçüncü cilt olan “Susuzluğun Feryadı”, artık bütün perdelerin kalktığı, bütün maskelerin düştüğü, bütün mazeretlerin boşa çıktığı, ihanetin son biçimini aldığı ve merhametin bilinçli biçimde geri çekildiği nihai eşiği anlatır.
Burada Kerbelâ artık yalnızca kuşatma değildir; çocukların dudaklarında kuruyan su, ümmetin kalbinden çekilen rahmettir. Fırat’ın önüne çekilen set, yalnızca bir nehrin değil, insanlığın ve vicdanın önüne çekilmiş büyük duvardır. Susuzluk ise sıradan bir savaş şartı olmaktan çıkar ve insanın kendi özüne karşı işlediği en çıplak suçlardan birine dönüşür.
Bu Üç Kitap Birlikte Okunduğunda Ne Olur?
Bu üç kitap birlikte okunduğunda, bir biyata zorlanmanın, bir ihanet ağının ve bir susuzluk kuşatmasının peş peşe ördüğü büyük kırılma, yalnızca tarihî bir olay örgüsü olarak değil; hak ile batıl, nübüvvet ile saltanat, sadakat ile menfaat, merhamet ile taşlaşma, cesaret ile korku, emanet ile iktidar hırsı arasındaki çağlar üstü büyük mücadele olarak görünür hâle gelir.
Birinci ciltte hakikatin boyun eğmeyi reddeden asaleti, ikinci ciltte sevdiğini söyleyenlerin çözülüşü ve üçüncü ciltte merhametin geri çekildiği son eşik bir araya geldiğinde, Kerbelâ yalnızca acının değil; aynı zamanda ölçünün, mizanın, ahlâkî seçimin ve saf belirlemenin adı hâline gelir.
Bu set, okurun eline yalnızca Kerbelâ hakkında geniş bir anlatı vermez; onun göğsünde dinmeyecek bir sızı, zihninde uzun bir muhasebe, vicdanında ağır bir utanç ve ruhunda şu kaçınılmaz soruyu bırakır: Hakikat yeniden yalnız bırakıldığında, ben hangi safta duracağım?
Okur Bu Sette Ne Bulacak?
Kerb-ü-Belâ Seti, duyguyu akıldan, muhabbeti ferasetten, tarihi bugünden ve sevgiyi sorumluluktan ayırmayan son derece bütünlüklü bir anlatı örgüsü kurar. Hz. Hüseyin’e duyulan sevginin yalnızca bir ağıt diliyle, yalnızca Muharrem günlerine sıkışmış bir sızıyla, yalnızca isimlerin etrafında dolaşan duygusal bir bağlılıkla değil; Hüseynî meşrep olmanın ne demek olduğunu kavrayarak anlam kazanacağını hatırlatır.
Yani haklı olduğunda geri adım atmamak, düşmanına bile zulmetmemek, bedel ağır da olsa hakikatten sapmamak, sevgiyi sadakate dönüştürmek ve en önemlisi sevdiği değeri törenlerde değil, hayatının karar anlarında taşımak bu setin ana çağrısıdır. Setin her cildi, okurdan sadece hüzün değil, duruş ister; sadece tarih bilgisi değil, ahlâkî bir taraf tayini ister; sadece sevgi değil, bedel ödemeye hazır bir sadakat ister.
Hz. Hüseyin’e üzülmek yetmez; asıl mesele, onun çizgisini bugünde tanımak ve kendi çağının Kerbelâ’ları karşısında ne yaptığını dürüstçe görebilmektir.
Eserin Ana Meseleleri
Birinci Mesele
Biat ve Hakikatin Namusu
Birinci cilt, biati yalnızca idarî bağlılık değil, hakikatin siyasal tahakküm karşısında susmaya zorlandığı ağır bir eşik olarak okur; Hz. Hüseyin’in reddini de hakikatin kendisini kirletmeden ayakta tutma iradesi olarak gösterir.
İkinci Mesele
Kûfe ve Geciken Sadakat
Kûfe, burada yalnızca bir şehir değil; mektup yazan ama yürümeyen, sevdiğini söyleyen ama bedel anında geri çekilen, hakikati bilen ama gücün karşısında susan insan tipinin adı olarak belirir.
Üçüncü Mesele
Susuzluk ve Engellenmiş Merhamet
Üçüncü cilt, Kerbelâ’yı yalnızca kan üzerinden değil, su üzerinden; yani rahmet, engellenmiş merhamet ve insanlığın vicdanı önüne çekilen büyük duvar üzerinden de okur.
Dördüncü Mesele
Bugünün Kerbelâ’ları
Setin en sarsıcı tarafı, Kerbelâ’yı orada yaşanmış bir trajedi olarak bırakmamasıdır; okuru kendi çağına geri getirir ve hakikat yeniden yalnız bırakıldığında nerede durduğunu sormaya mecbur eder.
Kerb-ü-Belâ Seti, yalnızca okunacak üç kitap değil; insanın kendi sevgisini, kendi sadakatini, kendi korkusunu, kendi suskunluğunu, kendi menfaat hesabını ve kendi çağındaki hakikat karşısındaki duruşunu tartması için açılmış büyük bir vicdan kapısıdır.
Bu setin sonunda okurun zihninde yalnızca tarihî bir acı değil, sarsıcı bir soru kalır: Hakikat yeniden yalnız bırakıldığında, ben hangi safta duracağım?