Setin Künyesi
Set AdıEğitim mi Öğütüm mü?
YazarMuhammed Rıdvan Sadıkoğlu
Cilt Sayısı2 Cilt
Toplam Sayfa1.013 sayfa
Birinci Cilt524 sayfa
İkinci Cilt489 sayfa
TürDeneme, eğitim felsefesi, iç muhasebe, insan yetiştirme meselesi, okul, aile, öğretmenlik, çocukluk, gençlik, değer eğitimi, vicdan, merhamet, karakter inşası ve modern çağda eğitim eleştirisi üzerine iki ciltlik geniş hacimli eser seti.
Ana DamarEğitimin hakiki anlamda insanı büyüten bir rahmet iklimi mi, yoksa insanı performans, rekabet, korku, itaat, ezber, başarı baskısı, ekran kültürü ve görünür başarı arasında yavaş yavaş öğüten bir mekanizma mı olduğu sorusunu, çocuk, genç, aile, öğretmen, okul ve toplum üzerinden derinlikli biçimde sorgulamak.
Bir Eğitim Kitabından Daha Fazlası: İnsanı Öğütmeden Yetiştirme Çağrısı
Bu iki ciltlik çalışma, eğitimi yalnızca bilgi aktarma, sınav başarısı, diploma düzeni, meslek hazırlığı ya da kurumsal performans ölçümü üzerinden okumayan; aksine eğitimin, insanın iç dünyasında nasıl bir iz bıraktığını, çocuğun ruhunu büyütürken onu ne kadar koruduğunu, öğretmenin yalnızca anlatan değil aynı zamanda şahsiyetiyle iz bırakan bir emanet taşıyıcısı olup olmadığını ve ailenin çocuğa sadece gelecek hazırlayan değil, aynı zamanda kalp iklimi kuran bir yuva olup olamadığını sorgulayan derinlikli bir eserdir.
Çünkü bir toplumun asıl meselesi yalnızca kaç okul açtığı, kaç ders işlediği, kaç sınav yaptığı veya kaç diploma verdiği değildir; asıl mesele, bütün bu süreçlerin sonunda merhameti eksilmemiş, vicdanı körelmemiş, adaleti unutmamış, kendi başarısını başkasının ezilişi üzerine kurmamış, aklıyla kalbini birbirine düşman etmemiş ve insan kalabilmenin bedelini taşımaya razı olmuş fertler yetiştirip yetiştiremediğidir.
Eğitim, insanı yalnızca hayata hazırlamakla yetinirse eksik kalır; çünkü insanın asıl ihtiyacı, hayatın içinde kaybolmadan kalabilmeyi, güç karşısında vicdanını satmamayı, başarı uğruna ruhunu öğütmemeyi ve dünyaya karışırken kendi içindeki emaneti koruyabilmeyi öğrenmesidir.
Bu Set Hangi Sorunun Etrafında Dönüyor?
Eğitim mi Öğütüm mü? sorusu, ilk bakışta eğitim sistemine yöneltilmiş sert bir eleştiri gibi görünse de aslında yalnızca kurumlara, programlara, müfredata veya sınıf düzenine değil; anne babaya, öğretmene, yöneticiye, topluma, yazara, okura ve en nihayetinde insanın kendisine yöneltilmiş ağır bir vicdan sorusudur.
Bu soru, çocuğun fıtratını tanımadan onu kendi beklentilerimizin kalıbına sıkıştırıp sıkıştırmadığımızı, başarı dediğimiz şeyin ardında bazen ruhu incelmiş, yorulmuş, kaygı içinde büyümüş ve kendisini yalnızca sonuçlarla değerli zanneden bir insan bırakıp bırakmadığımızı, disiplin adına korkuyu, rehberlik adına baskıyı, öğüt adına yorgun tekrarları, terbiye adına duygusal ihmali ve gelecek kaygısı adına bugünün çocukluğunu tüketip tüketmediğimizi anlamaya çağırır.
Eserin omurgasında, eğitimin hakiki anlamda insanı büyüten bir rahmet iklimi mi, yoksa insanı performans, rekabet, korku, itaat, ezber ve görünür başarı arasında yavaş yavaş öğüten bir mekanizma mı olduğu meselesi vardır.
Ciltleri Tek Tek İncele
1. Cilt • 524 Sayfa
Eğitim mi Öğütüm mü? 1. Cilt
İnsanı inşa etme iddiasının ilk büyük yüzleşmesi.
Eğitim mi Öğütüm mü? 1. Cilt, eğitimin insanla kurduğu ilişkiyi daha temel, daha kurucu ve daha vicdanî bir zeminde ele alır; çocuğun dünyası, öğretmenin sorumluluğu, ailenin etkisi, okulun ruhu, ahlâkî gelişim, karakter inşası ve modern eğitim anlayışının insanı hangi noktalarda eksilttiği üzerinde durur.
Bu ciltte mesele yalnızca “nasıl öğretmeliyiz?” sorusuna indirgenmez; daha derinde “insanın içini kırmadan, haysiyetini zedelemeden, merakını öldürmeden, kalbini korkuyla daraltmadan, onu hem hayata hem de kendisine karşı nasıl daha sahici kılabiliriz?” sorusu taşınır.
Birinci cilt, okulun ve öğretmenin yalnızca bilgi aktaran bir yapı değil, çocuğun kendisini değerli veya değersiz hissetmesine sebep olabilecek güçlü bir insanlık iklimi olduğunu hatırlatır.
2. Cilt • 489 Sayfa
Eğitim mi Öğütüm mü? 2. Cilt
Okuldan aileye, toplumdan vicdana uzanan devam halkası.
Eğitim mi Öğütüm mü? 2. Cilt, ilk ciltte açılan eğitim ve insan meselesini daha geniş bir toplumsal, ahlâkî ve çağdaş zemin üzerinde büyütür; modern dünyanın çocuk, genç, aile, öğretmen, okul, ekran, başarı, tüketim, değer ve kimlik üzerindeki etkilerini daha derin bir dikkatle ele alır.
Bu cilt, eğitimin yalnızca sınıfın içinde gerçekleşmediğini; evdeki suskunlukta, sofradaki dilde, ekrandaki görüntüde, toplumun başarı tanımında, anne babanın kaygısında, öğretmenin bakışında ve çocuğun kendisini değerli ya da değersiz hissettiği her ince eşikte yeniden kurulduğunu hatırlatır.
İkinci cilt, gençliğin ruhsal yükünü, ekran kültürünün iç dünyayı nasıl şekillendirdiğini, başarı baskısının aile ve okul diline nasıl sızdığını ve değer aşınmasının eğitim meselesini nasıl daha geniş bir vicdan meselesine dönüştürdüğünü işler.
İki Cilt Birlikte Okunduğunda Ortaya Çıkan Büyük Resim
Bu iki cilt, birbirinden bağımsız iki ayrı kitap gibi değil; aynı büyük yaranın farklı cephelerine bakan, birbirini tamamlayan ve eğitim meselesini yalnızca okulun içine hapsetmeden insanın bütün varoluş alanlarına taşıyan geniş bir bütünlük içinde okunmalıdır.
Birinci cilt daha çok eğitimin temel insanî ve vicdanî zeminini açarken, ikinci cilt bu zemini çağın gerçekleriyle, ailenin dönüşümüyle, gençliğin ruhsal yüküyle, ekran kültürüyle, başarı baskısıyla, değer aşınmasıyla ve modern insanın iç dağınıklığıyla birlikte genişletir. Böylece okur, eğitim meselesinin sadece öğretmenlerin ya da okulların sırtına bırakılacak kadar dar olmadığını; toplumun tamamını ilgilendiren büyük bir emanet meselesi olduğunu daha açık biçimde görür.
Bu set, eğitim alanında çalışanlar için bir meslek metni, anne babalar için bir muhasebe alanı, gençlerle temas eden herkes için bir sorumluluk hatırlatması ve insanın insana nasıl dokunduğunu önemseyen her okur için derin bir vicdan yolculuğu olarak okunmalıdır.
Okur Bu Sette Ne Bulacak?
Bu sette okur, yalnızca eğitim sistemine dair eleştiriler değil; insanın nasıl yetiştiğine, nasıl kırıldığına, nasıl yönlendirildiğine, nasıl susturulduğuna, nasıl yarışa sürüldüğüne ve bazen de en iyi niyetli sözlerin bile bir çocuğun ruhunda nasıl ağır izler bırakabildiğine dair uzun soluklu bir düşünme alanı bulacaktır.
Öğretmenler bu kitapta mesleklerinin yalnızca ders anlatmaktan ibaret olmadığını; bir çocuğun hayatında bazen yıllar sonra bile hatırlanacak bir bakış, bir cümle, bir adalet duygusu ya da bir incitmeyiş biçimiyle var olabileceklerini göreceklerdir. Anne babalar, çocuklarını geleceğe hazırlarken onların bugünkü iç dünyalarını ihmal edip etmediklerini daha derinden sorgulayacaklardır. Eğitim yöneticileri, okulun yalnızca yönetilecek bir kurum değil, içinde insan ruhunun her gün yeniden şekillendiği hassas bir emanet alanı olduğunu hatırlayacaklardır.
Bu çalışma, eğitime dair kolay reçeteler sunmak yerine okuru daha zor fakat daha sahici bir yere davet eder: Önce insanı anlamaya, sonra sistemi tartışmaya; önce kalbi incitmemeye, sonra başarıyı konuşmaya; önce çocuğun ruhunu korumaya, sonra geleceğini planlamaya.
Eğitim, yalnızca çocuğu geleceğe hazırlamak değildir; çocuğun bugünkü kalbini ezmeden, merakını soldurmadan, haysiyetini kırmadan ve insan kalma kudretini elinden almadan onu hayata emanet edebilmektir.
Eserin Ana Meseleleri
Birinci Mesele
Çocuğu Öğütmeden Büyütmek
Çocuk, yalnızca notla, davranış çizelgesiyle, başarı grafiğiyle veya gelecekte elde edeceği meslekle değerlendirilecek bir proje değildir; kendi iç dünyası, haysiyeti, korkuları, merakı, sevinci, suskunluğu ve kırılganlığı olan bir emanettir.
İkinci Mesele
Öğretmenin İnsan İnşasındaki Payı
Öğretmen, yalnızca dersi anlatan kişi değil; kimi zaman bir çocuğun kendisine güvenmesini sağlayan bakış, kimi zaman adalet duygusunu ilk öğreten duruş, kimi zaman yıllar sonra bile unutulmayan bir incitmeyiş biçimidir.
Üçüncü Mesele
Ailenin Başarı Baskısı
Aile, çocuğun geleceğini düşünürken onun bugünkü ruhunu ihmal edebilir; iyi niyetle yapılan baskı, zamanla çocuğun kendi değerini yalnızca sonuçlarla ölçmesine, sevilmek için başarması gerektiğini sanmasına yol açabilir.
Dördüncü Mesele
Okulun Ruh İklimi
Okul, yalnızca ders yapılan bina değildir; çocukların adaleti, korkuyu, güveni, yarışmayı, arkadaşlığı, dışlanmayı, cesareti, mahcubiyeti ve insan olmanın ilk toplumsal imtihanlarını yaşadığı hassas bir iklimdir.
Beşinci Mesele
Gençliğin Yorgunluğu
Gençlik yalnızca savrulma, ekran, ilgisizlik veya itiraz üzerinden okunamaz; gençlerin içindeki anlam boşluğu, gelecek kaygısı, görünür olma baskısı, aileden ve toplumdan beklediği sahici dil de görülmelidir.
Altıncı Mesele
Başarı mı, İnsan Kalmak mı?
Başarı, insanın kalbini, vicdanını, merhametini, adaletini ve kendi içindeki emaneti öğütüyorsa eksik bir başarıdır; eğitim, insanı yalnızca dünyada görünür kılmakla değil, dünyaya karışırken kaybolmaktan korumakla da sorumludur.
Sesli Müzakereler Eserin Hangi Kapısını Açar?
Bu esere ait sesli müzakereler, kitabın yerini almak için değil; okuru eserin düşünce iklimine yaklaştırmak, temel meseleleri daha işitilebilir bir zeminde açmak ve iki cildin taşıdığı ana soruları farklı bir dikkatle yeniden duyurmak için hazırlanmıştır.
Sesli içerikler, kitabın bütün zenginliğini tüketen bir özet değil; aksine okuru metnin içine çağıran, eğitim meselesinin yalnızca akademik ya da kurumsal değil, insanın kalbine, aileye, topluma ve vicdana temas eden yönlerini görünür kılan destekleyici bir değerlendirme alanıdır.
Bu Eserlerin Satışından Doğan İmkân
Bu eserlerin satışından doğan imkân, yalnız bir kitap alışverişinin sonucu olarak değil, düşüncenin, vicdanın, iyiliğin, okul ve kütüphane hassasiyetinin, gençlere ulaşma arzusunun ve insanın insana emanet olduğu fikrinin çoğalmasına vesile olabilecek bir emanet alanı olarak görülür. Bu sebeple okurun bu eserlere yönelmesi, yalnız kendi iç dünyasına yapılmış derinlikli bir yolculuk değil, aynı zamanda kitabın, fikrin ve iyilik niyetinin daha geniş insanlara ulaşmasına katkı sunan anlamlı bir destek olarak da değer taşır.
Eğitim mi Öğütüm mü? sorusu, yalnızca bugünün okullarına değil, yarının insanına bırakılacak mirasa yöneltilmiş ağır bir sorudur; çünkü bir çocuğu büyütmek, yalnızca ona bilgi vermek değil, onun kalbini ezmeden, haysiyetini kırmadan, merakını soldurmadan, vicdanını köreltmeden ve insan kalma kudretini elinden almadan geleceğe emanet edebilmektir.
Bu iki ciltlik set, okurunu eğitimi yeniden düşünmeye, çocuğa daha dikkatli bakmaya, genci daha az yargılayıp daha çok anlamaya, öğretmenliği bir emanet mesleği olarak görmeye ve aileyi yalnız gelecek planlayan değil, kalp iklimi kuran bir yuva olarak yeniden tartmaya çağırır.