ADEMLİKTEN ADAMLIĞA (Dijital)

  • Bu ürün dijital formatta sunulmaktadır. Satın alma işlemi tamamlandıktan sonra PDF erişim bağlantısı, sipariş sırasında kullanılan e-posta adresine manuel olarak gönderilecektir. Fiziksel kargo gönderimi yapılmaz.
  • Ürün Kodu: GXLH0RX0V9
  • Barkod: 7098522877029
  • Marka: Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
  • Kategori: Dijital Eserleri
  • Stok: 20+
  • %77indirim
    320,00 TL
    75,00 TL
    KARGO BEDAVA
  • 6,25 TL 'den başlayan taksitlerle
WHATSAPP İLE SİPARİŞ VER
Hızlı Gönderi
Güvenli Alışveriş
İade ve Değişim
Tek Cilt Düşünce Eseri

Ademlikten Adamlığa

Dünyaya gelmek başka, gerçekten insan olmak bambaşka bir seferdir.

İnsanın biyolojik varoluş ile hakiki insan olma arasındaki ağır yürüyüşünü; kalp, vicdan, merhamet, adalet, kalem emaneti ve çağın zihinsel işgali üzerinden sorgulayan derin bir iç muhasebe metni.

432 SayfaKarton KapakTek CiltDüşünce

Okuma Serüvenine Açılan Emanet Kapısı

Eserden Doğan İyilik Alanı

Bu eserlerin satışından doğan imkân, yurdun farklı şehirlerinde gerçekleştirdiğimiz okul buluşmalarında, okul yöne­timlerinin rehberliğinde belirlenen kız öğ­ren­cilerin okuma serüvenine omuz olmakta; aynı zamanda okul kütüphanelerine ücretsiz kitap setleri ulaştırılarak daha geniş bir iyiliğe kapı aralamaktadır. Bu çalışmalara ilişkin belge ve bilgilere sitemiz üzerinden ulaşabilirsiniz.

İnsan Olma Yolculuğu

Ademlikten Adamlığa, yal­nız­ca düşünce yazılarından oluşan bir kitap değildir; o, insanın biyolojik olarak dünyaya gelmesi ile ha­ki­ka­ten insan olabilmesi arasındaki o ince, çetin ve ağır yürüyüşü konu edinen derin bir vicdan çağrısıdır. Bu eser, çağın hızına, hazlarına, yapay gündemlerine, kültürel savrulmalarına ve zihinsel işgallerine kapılıp kendi iç sesini, kendi kalbini, kendi ahlâk terazisini ve kendi hakikat duygusunu yitirmeye başlayan modern insana, yeniden kendisine dönmesi gerektiğini hatırlatan güçlü bir iç hesaplaşma metni olarak belirir. Bu yüzden Ademlikten Adamlığa, okuruna yal­nız­ca fikir sunan bir kitap değil; onu kendi kalbinin eşiğine getirip orada kendisiyle yüz­leş­ti­ren ciddi bir irade ve far­kın­da­lık çağrısıdır.

Kitabın daha önsözünde açık biçimde hissedilen temel damar, insanın ancak ku­cak­la­yı­cı bir dil, amasız bir adalet, katıksız bir mer­ha­met ve ha­ki­ka­te sadakat ile gerçekten insan kalabileceği düşüncesidir. Burada din, daraltıcı bir ideolojik alan yahut insanı insandan uzaklaştıran sert bir ayrım çizgisi olarak değil; yazarın ifadesine uygun biçimde bir insan kalabilme sanatı olarak ele alınmaktadır. Bu yüzden eser, okurunu sloganlara, ezberlere, tekrarlara ve kör aidiyetlere değil; kalbin fetvasına, vicdanın diriliğine, sözün mesuliyetine ve hayatın içinde doğrulanmış sahici bir ahlâka çağırmaktadır. Başka bir ifadeyle bu kitap, ne söylediğimizden çok neye dö­nüştüğümüzü, neye inandığımızdan çok inandığımız şeyi hangi davranışla taşıdığımızı sorgulamaktadır.

Eserin en dikkat çekici taraflarından biri, kalemi sıradan bir anlatım aracı olarak görmemesidir. Kalem emanettir düşüncesi, kitabın yal­nız­ca bir bölüm başlığı değil; neredeyse bütün metne nüfuz eden ana ruhtur. Çünkü burada yazmak, hoş vakit geçirmek, laf çoğaltmak yahut zihinsel bir gösteri kurmak için yapılan bir faaliyet değildir; burada yazmak, yüreğini sağmak, ha­ki­ka­tin ağırlığını omuzlamak, sözün gücüne inanmak ve bedel ödemeyi göze almak anlamına gelmektedir. Bu sebeple Ademlikten Adamlığa, okuru edilgen bir düşünce tüketicisi olarak değil, kelimenin yükünü anlayabilecek bir vicdan muhatabı olarak görür; ona yal­nız­ca bir metin sunmaz, aynı zamanda bir so­rum­lu­luk da bırakır.

Kitabın bölüm başlıkları bile onun hangi istikamette yürüdüğünü açıkça göstermektedir. Akleden kalpler aşkına, Anlam üretebilmek, Kalp İşçiliği, Kendimize tutunmak, Kalbin fetvası, Sevmeyi bilmiyoruz, Haz ve hız çağı, Biz olabilmek, Anlamın kıyameti, Amasız adalet, Rızık, iman ve güven, Aidiyet ve Fetih ahlâkı gibi başlıklar, bu eserin dağınık bir fikir toplamı değil; insanın iç dünyasını, toplumsal yarılmayı, kültürel çöküşü, inanç dilinin bozulmasını ve ha­ki­ka­tin yeniden nasıl ayağa kaldırılabileceğini birlikte düşünen bütünlüklü bir metin olduğunu göstermektedir. Bu yüzden kitap, okundukça yal­nız­ca bilgi veren değil; okundukça insanın içini rahatsız eden, mazeretlerini azaltan ve onu kendisiyle yüz­leş­meye mecbur bırakan bir yapı kazanmaktadır.

Kalem, Vicdan ve Çağın İşgali

Ademlikten Adamlığa, çağımızın en derin hastalıklarından biri olan zihinsel işgali de doğrudan mesele edinmektedir. Eserde, toprakların artık yal­nız­ca tankla, tüfekle, kaba güçle değil; bilgiyle, kültürle, ekonomik baskıyla, ahlâkî körlükle ve zihinsel köleleştirme yöntemleriyle işgal edildiği vurgulanırken, insanın kendi anlam haritalarını nasıl kaybettiği de sert bir berraklıkla ortaya konulmaktadır. Bu yönüyle kitap, yal­nız­ca bireyin iç dünyasını değil, aynı zamanda toplumların nasıl dö­nüştürüldüğünü, hangi yollarla kendilerine ya­ban­cı­laş­tı­rıl­dık­la­rı­nı ve hangi gerekçelerle kendi değerlerinden uzaklaştırıldıklarını sorgulayan güçlü bir düşünce zemini kurmaktadır. Fakat bu sorgulama karamsar bir kabullenişe yaslanmaz; tam tersine insanı, kendi ruh köklerine, kendi ahlâkî merkezine ve kendi yürek coğrafyasına yeniden sahip çıkmaya çağırır.

Eserin bir başka kuvvetli tarafı, mer­ha­meti romantik bir duyguya, adaleti kuru bir slogana, sevgiyi de duygusal bir gösteriye dö­nüştürmeyi reddetmesidir. Burada sevgi, katlanmayı; adalet, bedel ödemeyi; hakikat, yalnız kalmayı; kalem, emanet taşımayı; insan olmak ise öfkesini, hırsını, kibrini, bencilliğini, nefretini ve konforunu aşmayı gerektirir. Bu yüzden Ademlikten Adamlığa, okuru yal­nız­ca kendisini iyi hissettirecek cümlelerle avutmaz; onun yerine daha ağır fakat daha sahici bir davet sunar: kendine bak, içindeki putları gör, kalbini temizle, sözünü davranışınla doğrula, iyiliği yal­nız­ca düşünme, onu hayatının yükü haline getir. İşte tam da bu sebeple eser, okunup geçilecek bir kitap değil; insanın zaman zaman durup yeniden dönmesi gereken bir iç muhasebe durağı hâline gelir.

Kitabın taşıdığı manevi yoğunluk da son derece belirgindir. Ancak bu yoğunluk, hayatın dışına taşan soyut bir dil üzerinden değil; doğrudan doğruya insanın yaşama biçimi, kalbî yönelişi, ahlâkî tercihi ve vicdanî so­rum­lu­lu­ğu üzerinden kurulmaktadır. Bu nedenle eser, okura yal­nız­ca neye inanması gerektiğini söylemez; daha çok, inandığını söylediği şeyle hayatı arasındaki mesafeyi fark ettirir. Ademlikten Adamlığa, tam da bu noktada, çağın en büyük açmazlarından birini gö­rü­nür kılar: insan, bilgiyle doldukça derinleşmiyor; çoğu zaman yal­nız­ca çoğalıyor, fakat olgunlaşmıyor. Kitap bu yüzden okurunu, bilmekten olmaya, konuşmaktan yaşamaya, eleştirmekten inşa etmeye, yargılamaktan anlamaya ve kendisini merkeze koymaktan insanlık kumaşına bir ilmek daha atmaya çağırmaktadır.

Sonuç olarak Ademlikten Adamlığa, insanın kendisini, çağını, inancını, mer­ha­metini, adaletini, sözünü ve so­rum­lu­lu­ğunu yeniden düşünmesi için kaleme alınmış güçlü, sar­sı­cı ve sahici bir eserdir. Bu kitap, modern dünyanın ürettiği yapay konforun içinden konuşarak insanı rahatlatmaz; aksine onun omzuna yeniden insan olmanın ağırlığını bırakır. Ve belki de tam bu yüzden, okur kitabı kapattığında elinde yal­nız­ca birkaç güçlü cümle kalmaz; onun göğsünde ağır bir soru, zihninde uzun bir muhasebe ve kalbinde şu yakıcı hakikat kalır: dünyaya gelmek başka, gerçekten insan olmak bambaşka bir seferdir.

Önsözden

Zaman zaman sert eleştirilere maruz kalsa da insanı itmeyen, ö­te­ki­leş­tir­me­yen, aksine kucaklayan bir dilin imkânına inanan bu metin, dini daraltıcı bir alan olarak değil, insanı insan kılan büyük bir ahlâk ve yaşama biçimi olarak okumaktadır. Bu yüzden burada asıl mesele, bir grubu öne çıkarmak ya da bir başkasını dışarıda bırakmak değildir; asıl mesele, dil, din, ırk, renk ve mezhep gözetmeksizin tüm insanlık için koşulsuz bir sevginin, katıksız bir mer­ha­metin ve amasız bir adaletin inşa edilmesi gerektiğini hatırlatmaktır. Hakikati söylemenin bedeli olabilir; fakat kalemi emanet bilen bir fikir işçisinin, bu emaneti sessizlikle zayi etmeye hakkı yoktur.

İşte Ademlikten Adamlığa, tam da bu emanet bilinci ile kaleme alındı; insanlığın manevi mirası üzerinde tepinen, kültürleri zihinsel işgalle dö­nüştüren, anlam haritalarını ters düz eden, ha­ki­ka­tin yerine gösteriyi, derinliğin yerine hızı, mer­ha­metin yerine çıkarı koyan çağın karşısında insanı yeniden kendisine çağırmak için. Çünkü asıl mücadele bitmiş değildir; insanın iç dünyası işgal altında kaldıkça, kalbi kirlenip vicdanı sustukça, ha­ki­ka­tin savaşı da sürmektedir. Bu eser, tam da bu yüzden yal­nız­ca bir kitap değil; kalbi diri kalmak isteyenler için bir yöneliş, bir sarsılış ve yeniden insanlaşma çağrısıdır.

Bazı kitaplar yal­nız­ca düşünce sunar; Ademlikten Adamlığa ise, insanın gerçekten insan olabilmesi için kalbini, dilini, vicdanını ve hayatını aynı hakikatte buluşturması gerektiğini hatırlatmak için yazıldı.
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu eser evreninde Ademlikten Adamlığa, insanın dünyaya gelmekle yetinmeyip kalbini, dilini, vicdanını ve hayatını aynı hakikatte buluşturması gerektiğini hatırlatan tek ciltlik güçlü bir düşünce eseridir.
TESLİMAT
 
Ürünü sipariş verdiğiniz gün saat 18:00 ve öncesi ise siparişiniz aynı gün kargoya verilir ve ertesi gün teslim edilir.

Eğer kargoyu saat 18:00`den sonra verdiyseniz ürününüzün stoklarda olması durumunda ertesi gün kargolama yapılmaktadır.
Benzer Ürünler
Yükleniyor...