Eğitim mi Öğütüm mü 2.Cilt

  • Bu ürün dijital formatta sunulmaktadır. Satın alma işlemi tamamlandıktan sonra PDF erişim bağlantısı, sipariş sırasında kullanılan e-posta adresine manuel olarak gönderilecektir. Fiziksel kargo gönderimi yapılmaz.
  • Ürün Kodu: HF5BUIUI60
  • Barkod: 7098522964583
  • Marka: Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
  • Kategori: Dijital Eserler
  • Stok: 20+
  • %40indirim
    250,00 TL
    150,00 TL
  • 12,50 TL 'den başlayan taksitlerle
WHATSAPP İLE SİPARİŞ VER
Hızlı Gönderi
Güvenli Alışveriş
İade ve Değişim

Eğitim mi Öğütüm mü?

2. Cilt

489 sayfa - Karton Kapak

Eğitim mi Öğütüm mü? 2. Cilt, Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu’nun eğitim meselesini çocuk koruma bilinciyle yeniden ele aldığı güçlü bir düşünce kitabıdır. Eser, “Çocuğu nerede kaybediyoruz?” sorusu etrafında okul öncesinden rehberliğe, aileden yoksulluğa, zorbalıktan dijital şiddete, ihmal ve istismardan suça sürüklenen çocuklara, göç ve deprem travmasından kurumlar arası kopukluğa, yapay zekâdan ikinci şans mektebine kadar uzanan geniş bir insan koruma haritası çizer. Bu kitap, eğitimin yalnızca başarı üretmek değil, çocuğu duyulmuş, görülmüş, korunmuş, anlaşılmış ve yeniden hayata çağrılmış bir insan olarak yetiştirmek olduğunu hatırlatan derin bir vicdan çağrısıdır.

Eğitim mi Öğütüm mü? 2. Cilt, Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu’nun eğitim meselesini yalnızca okul, ders, sınav, başarı, müfredat, diploma ve teknoloji başlıkları üzerinden değil; çocuğun korunması, duyulması, görülmesi, anlaşılması, onarılması ve kaybolmadan hayata tutunması üzerinden ele aldığı derinlikli bir eğitim ve çocuk koruma muhasebesidir.

Birinci ciltte eğitimin ruhu, okulun mektep olma imkânı, ailenin çocuğun iç dünyasındaki yeri, öğretmenin rehberlik sorumluluğu, sınav baskısı, müfredat, okuma, dil, matematik, teknoloji, yapay zekâ, mesleki eğitim ve insan yetiştirme davası geniş bir çerçevede ele alınmıştı. Bu ikinci cilt ise aynı meselenin daha yaralı, daha kırılgan, daha görünmez ve çoğu zaman daha geç fark edilen tarafına eğilerek, eğitim sisteminin merkezindeki en hassas emanete, yani çocuğun kendisine bakmaktadır.

Bu kitabın temel sorusu ağır fakat kaçınılmazdır: Çocuğu nerede kaybediyoruz?

Bu soru, yalnızca okuldan kopan, devamsızlık yapan, suça sürüklenen, zorbalığa uğrayan, ekrana kapanan, yoksulluk içinde mahcup edilen, ailesinin yükü altında ezilen veya adalet sistemiyle karşılaşan çocuklar için sorulmuş bir soru değildir. Bu soru, sınıfta sessizce oturduğu hâlde iç dünyası duyulmayan, okulda her gün görüldüğü hâlde gerçekten fark edilmeyen, karne notuyla ölçüldüğü hâlde ruhundaki kırılma okunmayan, davranışıyla yardım çağrısı gönderdiği hâlde yalnızca disiplin sorunu olarak etiketlenen bütün çocuklar için sorulmuş büyük bir vicdan sorusudur.

Eğitim mi Öğütüm mü? 2. Cilt, çocuğun yalnızca zihnine bilgi yüklemeyi, onu bir üst sınıfa geçirmeyi, sınav başarısı elde ettirmeyi, diplomaya ulaştırmayı veya çağın dijital becerileriyle tanıştırmayı yeterli görmeyen bir anlayışla kaleme alınmıştır. Çünkü yazara göre eğitim, aynı zamanda çocuğun bedenini, ruhunu, güvenliğini, mahremiyetini, oyun hakkını, okul aidiyetini, aile içindeki yerini, sokakta karşılaştığı dili, ekranda maruz kaldığı riskleri, açlığını, uykusuzluğunu, korkusunu, suskunluğunu, öfkesini, devamsızlığını, yanlış arkadaşlığını, sahte aidiyet arayışını, suça sürüklenme ihtimalini ve düştüğü yerden yeniden kaldırılma hakkını birlikte görebilme sorumluluğudur. Çocuğu koruyamayan bir eğitim, çocuğu okutuyor görünse bile insan yetiştirme davasının en temel tarafını eksik bırakmış demektir.

Bu ikinci ciltte okul, yalnızca öğretim yapılan bir kurum olarak değil, çocuğun güvenliğini, mahremiyetini, ruhsal bütünlüğünü, sosyal ilişkilerini ve geleceğe tutunma imkânını gözetmesi gereken bir çocuk koruma alanı olarak ele alınır. Öğretmen yalnızca ders başarısını takip eden biri değildir; çocuğun değişen bakışını, eksilen neşesini, artan öfkesini, sessizliğini, korkusunu, arkadaş çevresindeki dönüşümü, dijital dünyadaki savruluşunu ve okuldan kopma ihtimalini fark edebilecek en hayati yetişkinlerden biridir. Rehberlik servisi ise yalnızca sınav kaygısı, tercih dönemi veya birkaç görüşme notundan ibaret görülemeyecek kadar önemli bir merkezdir; rehberlik, okulun vicdan odasıdır ve bu oda çocuğun ruhuna, aile iklimine, akran ilişkilerine, okul aidiyetine ve risk işaretlerine açılmadıkça çocuk yeterince korunamaz.

Kitap, çocuğun kaybolduğu alanları tek tek görünür kılar. Bir çocuk bazen okulun içinde kaybolur; çünkü her gün sınıfa geldiği hâlde içinde olup biten hiçbir şey gerçekten duyulmaz. Sessizdir diye sorunsuz sanılır, öfkelidir diye problemli görülür, başarısızdır diye tembel sayılır, devamsızdır diye isteksiz kabul edilir, içine kapanmıştır diye kendi hâline bırakılır. Oysa çocukların davranışları çoğu zaman hüküm vermek için değil, yardım çağrısını duymak için okunması gereken işaretlerdir.

Bir çocuk bazen ailede kaybolur. Anne babanın geçim telaşı, boşanma sancısı, aile içi şiddet, yas, hastalık, göç, deprem, işsizlik, bağımlılık, duygusal ihmal, ağır beklenti veya çocuğu yalnızca başarısıyla fark eden bir ilişki biçimi, onun iç dünyasını derinden örseleyebilir. Bu kitap aileyi suçlamaz; fakat aileyi sorumluluğa çağırır. Çünkü bazı aileler çocuğunu ihmal ettiği için değil, kendi hayat yükünün altında ezildiği için çocuğuna ihtiyacı olan zemini sağlayamamaktadır. Bu nedenle eğitim, aileyi yalnız bırakan değil, aileyi güçlendiren bir sistem aklına ihtiyaç duyar.

Bir çocuk bazen yoksullukta, açlıkta ve uykusuzlukta kaybolur. Yoksulluk yalnızca evdeki gelirin azlığı, kıyafetin eskiliği veya harçlığın yokluğu değildir; yoksulluk çocuğun okul etkinliklerinden uzak kalması, arkadaşları arasında mahcup olması, beslenme saatinde görünmez olmak istemesi, ders çalışacak sakin bir köşe bulamaması, erken yaşta çalışmaya yönelmesi ve daha küçük yaşta kendi geleceğini sınırlı görmeye başlamasıdır. Aç gelen, uykusuz kalan, evinde huzur bulamayan bir çocuğun defterine bakıp yalnızca ders başarısını konuşmak, çocuğun hayatını eksik okumaktır.

Bu cilt, zorbalık ve dijital zorbalık konusunu da eğitim meselesinin kalbine yerleştirir. Zorbalık, çocuklar arasında yaşanan basit bir sürtüşme veya “çocukluk işte” denilerek geçiştirilecek bir durum değildir; çocuğun onurunu, güvenini, okula aidiyetini, beden algısını, arkadaşlık ilişkisini, öğrenme isteğini ve hayatla bağını yaralayabilen ciddi bir şiddet biçimidir. Dijital zorbalık ise bu yarayı okul duvarlarının dışına taşır; çocuk artık yalnızca sınıfta değil, telefonunda, gece yatağında, arkadaş grubunda, sosyal medya akışında ve ekran görüntüsüyle çoğaltılan mahcubiyetinde de incinir. Zorbalığı hafife alan okul, çocuğun yalnızlığını büyütür.

Kitabın en güncel ve yakıcı başlıklarından biri de ekran, dijital kumar, yapay zekâ, deepfake, görüntü hırsızlığı ve çevrim içi mahremiyet meselesidir. Sadıkoğlu, teknolojiyi bütünüyle reddeden kolaycı bir yerden konuşmaz; fakat teknolojinin çocuğun dikkatini, uykusunu, mahremiyetini, emek duygusunu, beden algısını, arkadaşlık ilişkilerini ve gerçek dünyayla temasını zayıflattığı noktalarda ciddi bir uyarı yapar. Bugünün çocuğunu yalnızca sokaktan değil, ekranın görünmeyen sokaklarından da korumak zorundayız. Çünkü dijital dünya artık eğitimden ayrı bir alan değil, çocuğun ruhsal, ahlaki ve sosyal gelişimini doğrudan etkileyen yeni bir hayat zemini hâline gelmiştir.

Bu ikinci ciltte ihmal ve istismar başlıkları da büyük bir hassasiyetle ele alınır. Kitap, çocuğun suskunluğunun her zaman güvende olduğu anlamına gelmediğini güçlü biçimde hatırlatır. Bazen çocuk kendisine inanılmayacağından korktuğu için susar; bazen ailesini kaybetmekten çekindiği için susar; bazen utandığı için susar; bazen yaşadığının adını bile bilmediği için susar; bazen de yetişkinlerin duymaya hazır olmadığı bir acıyı taşıdığı için susar. Böyle bir durumda okulun ve yetişkinlerin görevi, “çocuk bir şey söylemedi” diyerek geri çekilmek değil, onun davranışındaki değişimi, korkusunu, yokluğunu, aşırı uyumunu, içe kapanmasını veya aniden sertleşmesini çocuk koruma bilinciyle okuyabilmektir.

Suça sürüklenen çocuklar meselesi, kitabın en ağır ve en vicdani bölümlerinden biridir. Yazar burada iki yanlış uçtan da uzak durur. Bir yanda mağdurun acısını görünmez kılan, çocuğun fiilini hafifleten ve toplumsal güvenlik kaygısını küçümseyen bir romantizm; diğer yanda çocuğu yalnızca suç sıfatına hapseden, onun gelişim çağını, ihmal geçmişini, okuldan kopuşunu, aile ve çevre etkisini, akran baskısını ve onarılabilir insanlık ihtimalini yok sayan sert bir cezalandırma dili vardır. Bu eser, mağdurun hakkını koruyan fakat çocuğu yalnızca ceza ile tüketmeyen; sorumluluk, telafi, eğitim, meslek, aile desteği, psikolojik iyileşme ve topluma dönüş imkânını birlikte düşünen bir çocuk adaleti anlayışına çağrı yapar.

Kitabın en güçlü çağrılarından biri şudur: Çocuk kapı kapı dolaşmasın; kapılar çocuğun etrafında birleşsin. Çünkü çocuk çoğu zaman tek bir kurumun kapısında değil, kurumların arasındaki boşlukta kaybolur. Okul devamsızlığı görür ama evdeki şiddeti bilmez; sağlık sistemi bedensel belirtiyi görür ama öğrenme kaybıyla bağını kuramaz; sosyal hizmet aile krizini bilir ama okul iklimini yeterince göremez; emniyet olayı kayda alır ama o olaydan önceki uzun kopuşu her zaman okuyamaz; belediye sosyal yardım verir ama çocuğun okul sonrası zamanını koruyacak bir planla buluşmaz. Eğitim ve çocuk koruma, ancak bu parçaları aynı vicdan masasında birleştirebildiği gün çocuğu dosyalar arasında değil, hayatın içinde korumaya başlayacaktır.

Bu ciltte göç, deprem ve travma başlıkları da eğitim hakkının yalnızca kayıt, kitap, okul ve derslik meselesi olmadığını gösteren güçlü bir bağlamda ele alınır. Yerinden edilen çocuğun yalnızca evi değişmez; güven duygusu, dili, arkadaşlığı, oyun hakkı, öğretmen yüzü, okul yolu ve geleceğe inanma cesareti de yerinden edilir. Afet ve göç yaşayan çocuklara yalnızca telafi dersi yetmez; onların ruhunu sakinleştirecek, ailelerini destekleyecek, öğretmenlerini güçlendirecek, sınıflarını kapsayıcı kılacak ve travmayı eğitimin kenarında değil merkezinde anlayacak bir eğitim aklı gerekir.

Kitabın son hattında ise veri, yapay zekâ, erken uyarı sistemleri ve çocuğun iç bağımsızlığı meselesi yer alır. Geleceğin eğitim sistemi çocukları daha erken fark etmek için teknolojiden yararlanmak zorundadır; fakat çocuğu bir risk puanına, algoritma etiketine, veri satırına ve soğuk bir dijital kanaate teslim edemez. Veri, çocuğu görmeye yardım ederse kıymetlidir; fakat çocuğun yerine hüküm vermeye başladığında eğitim vicdanını yaralar. Teknoloji çocuğun öğrenmesini, üretimini ve korunmasını desteklediği ölçüde imkândır; onun dikkatini, mahremiyetini, sabrını, anlam arayışını ve iç bağımsızlığını zayıflattığında ise yeni bir esaret biçimine dönüşür.

Bu kitabın en umutlu ve en onarıcı kavramlarından biri “Çocuk İçin İkinci Şans Mektebi” fikridir. Çünkü bir çocuk düştüyse, koptuysa, uzaklaştıysa, yanlış yaptıysa, suça sürüklendiyse, açık öğretime savrulduysa, sokakta sahte bir aidiyet bulduysa, okuldan soğuduysa veya kendisinden vazgeçmiş gibi görünüyorsa, eğitim sistemi ona yalnızca “geç kaldın” diyemez. Eğitim, çocuğa yeniden başlayabileceği, hatasından daha büyük olduğunu hissedebileceği, meslekle, sanatla, sporla, rehberlikle, aile desteğiyle, sosyal hizmetle, öğretmen ilgisiyle ve güvenli bir okul iklimiyle yeniden hayata tutunabileceği yollar açmak zorundadır. Çocuk için ikinci şans, merhametin lütfu değil, eğitimin adalet borcudur.

Eğitim mi Öğütüm mü? 2. Cilt, yalnızca sorunları büyütmek için değil, görünmeyeni görünür kılmak için yazılmıştır. Çocuğun suskunluğunu duymak, öğretmenin yalnızlığını fark etmek, okulun güven iklimini güçlendirmek, aileyi suçlamadan sorumluluğa çağırmak, teknolojiyi reddetmeden ahlakla sınırlamak, suça sürüklenen çocuğu yalnızca dosya numarası gibi görmemek, mağdurun hakkını unutmadan onarıcı adaleti savunmak ve eğitimi yeniden çocuk merkezli, vicdan merkezli, insan merkezli bir koruma ve yetiştirme düzeni olarak düşünmek bu eserin ana omurgasını oluşturur.

Bu yönüyle kitap, öğretmenlere, ailelere, okul yöneticilerine, rehberlik uzmanlarına, sosyal hizmet çalışanlarına, yerel yönetimlere, çocuklarla çalışan kurumlara, hukuk ve adalet alanında görev yapanlara, eğitim politikası üzerine düşünenlere ve çocukların yalnızca sınavda değil, hayatta da kaybolmaması gerektiğine inanan herkese seslenir. Ancak bu eser yalnızca eğitimciler için yazılmış bir kitap değildir; çocukların suskunluğunda bir yardım çağrısı duyabilen, gençlerin öfkesinin arkasındaki kırılmayı okuyabilen, suça sürüklenen bir çocuğu yalnızca dosya olarak görmeyen, zorbalığa uğrayan bir çocuğun mahcubiyetini ciddiye alan ve insanı insana emanet bilen herkes için güçlü bir vicdan metnidir.

Eğitim mi Öğütüm mü? 2. Cilt, okura şu hakikati bütün ağırlığıyla hatırlatır: Bir çocuğu zamanında görmek, bir ülkenin geleceğini zamanında korumaktır. Çünkü çocuk yalnızca anne babasının evladı, okulun öğrencisi, devletin istatistiği, geleceğin iş gücü veya bir kurumun dosyası değildir; çocuk, bütün toplumun vicdanına emanet edilmiş canlı bir insanlık imkânıdır.

TESLİMAT
 
Ürünü sipariş verdiğiniz gün saat 18:00 ve öncesi ise siparişiniz aynı gün kargoya verilir ve ertesi gün teslim edilir.

Eğer kargoyu saat 18:00`den sonra verdiyseniz ürününüzün stoklarda olması durumunda ertesi gün kargolama yapılmaktadır.
Benzer Ürünler
Yükleniyor...