Diriliş Romanı (Dijital)

  • Bu ürün dijital formatta sunulmaktadır. Satın alma işlemi tamamlandıktan sonra PDF erişim bağlantısı, sipariş sırasında kullanılan e-posta adresine manuel olarak gönderilecektir. Fiziksel kargo gönderimi yapılmaz.
  • Ürün Kodu: E510B96DRE
  • Barkod: 7098522282434
  • Marka: Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
  • Kategori: Dijital Eserleri
  • Stok: 20+
  • %77indirim
    320,00 TL
    75,00 TL
    KARGO BEDAVA
  • 6,25 TL 'den başlayan taksitlerle
WHATSAPP İLE SİPARİŞ VER
Hızlı Gönderi
Güvenli Alışveriş
İade ve Değişim
Tek Cilt Roman

Diriliş Romanı

Adem’likten “adam”lığa derin bir soluk

İnsanın kendi özüne ya­ban­cılaştığı, ka­la­ba­lık­la­rın içinde yalnızlığa sürüklendiği ve modern hayatın parıltısı altında insanî değerlerin aşındığı bir çağda, yeniden insan olabilmenin vicdanî yürüyüşünü anlatan güçlü bir roman.

371 SayfaKarton KapakTek CiltRoman

Emanet, Erişim ve Okuma Desteği

Erişim Desteği

Basılı ya da dijital nüshalara ulaşmakta zorlanan okuyucularımız için, eserlerde talep hâlinde erişim desteği sunulmaktadır. Bunun için sitemizin iletişim bölümünden ya da WhatsApp hattımız üzerinden bizimle irtibata geçmeniz yeterlidir.

Okuma Serüvenine Açılan Emanet Kapısı

Bu eserlerin satışından doğan imkân, yurdun farklı şehirlerinde gerçekleştirdiğimiz okul buluşmalarında, okul yöne­timlerinin rehberliğinde belirlenen kız öğ­ren­cilerin okuma serüvenine omuz olmakta; aynı zamanda okul kütüphanelerine ücretsiz kitap setleri ulaştırılarak daha geniş bir iyiliğe kapı aralamaktadır. Bu çalışmalara ilişkin belge ve bilgilere sitemiz üzerinden ulaşabilirsiniz.

Kitap Neyi Anlatıyor?

Diriliş, yal­nız­ca bir roman değildir; insanın kendi özüne ya­ban­cı­laş­tı­ğı, ka­la­ba­lık­la­rın içinde derin bir yalnızlığa sürüklendiği, i­le­ti­şi­min çoğaldıkça temasın azaldığı, sözün çoğaldıkça hakikatin eksildiği ve modern hayatın parıltısı altında in­sa­nî değerlerin ağır ağır aşındığı bir çağın ortasında, yeniden insan olmanın, daha doğrusu “adem” doğup “adam” olabilmenin ne demek olduğunu sorgulayan derin bir vicdan yürüyüşüdür. Eser, daha kapağından itibaren taşıdığı “Adem’likten ‘adam’lığa derin bir soluk” vurgusuyla, okuruna yal­nız­ca bir hikâye vaat etmez; aynı zamanda kendi kalbine, kendi suskunluğuna, kendi ihmallerine ve kendi iç karanlığına dönüp bakma cesareti de teklif eder.

Romanın önsözünde kurulan dünya, bu teklifin tesadüf olmadığını daha ilk satırlarda hissettirir. Çünkü burada anlatılan şey, yal­nız­ca bireysel bir hüzün yahut dar anlamda toplumsal bir şikâyet değildir; burada, aynı apartmanlarda yaşayıp birbirine dokunamayan, aynı sofralarda oturup birbirini duyamayan, aynı şehirlerde ka­la­ba­lık­lar arasında yürüyüp içten içe çürüyen modern insanın büyük kırılması dile getirilmektedir. Komşuluğun, mahalle muhabbetinin, ortak kederin ve ortak sevincin tarihin tozlu raflarına kaldırıldığı; bi­rey­sel­li­ğin, bencilliğin, ta­ham­mül­süz­lü­ğün, çıkarcılığın ve ruhsuz bir dün­ye­vi­leş­me­nin hayatın merkezine yerleştiği bu çağ tablosu, Diriliş’i yal­nız­ca kurguya yaslanan bir roman olmaktan çıkarıp çağımızın ruhsal enkazına tutulmuş güçlü bir aynaya dönüştürmektedir.

Ne var ki eser, yal­nız­ca bu büyük çözülmeyi teşhis etmekle yetinmez; onun asıl ağırlığı, çö­zül­me­nin ortasında bile insan kalabilenlerin omzuna yüklenen so­rum­lu­lu­ğu göstermesinde belirir. Bu yüzden Diriliş, karanlığı anlatan değil yal­nız­ca, karanlığın içinde in­sa­nî ve ilahî olanı yeniden arayan bir romandır. Yazar, “insani, vicdani, Kurani ve Mu­ham­me­dî hakikatleri” bir roman edası içinde gö­rü­nür kılmaya çalışırken, okurunu salt olayların akışına değil, olayların arkasındaki derin ahlâkî yarılmaya ve oradan doğabilecek diriliş ihtimaline de davet etmektedir. Burada diriliş, süslü bir kelime yahut romantik bir iyimserlik değildir; o, kirlenmiş bir çağda temiz kalabilme, çözülen bir toplumda omuz verebilme, susturulmuş vicdanın sesini yeniden duyabilme ve insanın insana emanet olduğu o büyük hakikati yeniden hatırlayabilme çabasıdır.

Romanın kalbi ise, soyut fikirlerden çok sahici hayatların içinden atmaktadır. Berfin’in hikâyesi bunun en güçlü örneğidir. Okula gitmek isteyen, okumayı hayatının tek gerçek imkânı gibi gören, köyden çıkıp daha büyük bir hayata yürümeyi düşleyen küçük bir kız çocuğunun, töreyle, yoksullukla, aile baskısıyla ve ka­der diye dayatılan karanlıkla karşı karşıya bırakılması; romanın yal­nız­ca duygusal eksenini değil, toplumsal ve ahlâkî omurgasını da kurmaktadır. Çünkü Berfin’in mücadelesi yal­nız­ca bir kız çocuğunun okuma arzusu değildir; o, bir toplumun hangi eşikte kız çocuklarının sesini kısmayı ka­der, hangi eşikte onların hayatını pazarlamayı düzen, hangi eşikte sessiz kalmayı da makul gördüğünün sarsıcı bir ifşasıdır.

Mustafa karakteri ise bu romanın vicdan damarını taşıyan en önemli eşiklerden biridir. O, yal­nız­ca bir öğretmen değildir; köy okulunun kerpiç duvarları içinde, öğretmenliğin bazen ders anlatmaktan çok daha ağır bir so­rum­lu­luk olduğunu, kimi zaman bir çocuğun ka­derine omuz vermek, kimi zaman toplumun suskunluğuna karşı tek başına direnmek, kimi zaman da kendi vicdanına yenilmemek için karanlıkla boğuşmak anlamına geldiğini gösteren bir şahsiyettir. Berfin’in okula devam edebilmesi için verdiği mücadele, onun gözyaşıyla, dua ile, çaresizlikle ve kararlılıkla örülmüş iç dünyası, Diriliş’i yal­nız­ca dışsal olayların romanı olmaktan çıkarıp insanın kendi iç mahşerini de anlatan bir metne dönüştürmektedir. Mustafa’nın yaşadığı gerilim, okura şu ağır soruyu yöneltir: Bir haksızlığın karşısında susmak mı daha kolaydır, yoksa bedeli ne olursa olsun insan kalmaya devam etmek mi?

Bu yüzden Diriliş, köyde geçen bir eğitim hikâyesi ya da toplumsal bir yara anlatısı olmanın çok ötesine geçer. O, aynı zamanda insanın yalnızlıkla, çaresizlikle, töreyle, korkuyla, inançla, merhametle ve so­rum­lu­lukla kurduğu ilişkinin romanıdır. Bir yandan kültürel yozlaşmanın, i­le­ti­şim­siz­li­ğin, de­ğer­siz­leş­me­nin ve modern yıkımın fotoğrafını çekerken; öte yandan insanın başkasına değdiği yerde nasıl anlam kazandığını, bir tek iyi insanın bile bazen koskoca bir ka­der akışına direnebileceğini ve mer­ha­me­tin çoğu zaman büyük sözlerden değil, küçük ama bedelli sadakatlerden doğduğunu anlatır. Tam da bu nedenle roman, bireyin iç dünyası ile toplumun yaralı yüzü arasında güçlü bir köprü kurar.

Eserde hissedilen manevi damar da romanın etkisini derinleştiren başlıca unsurlardan biridir. Dua, teslimiyet, basiret, feraset, sevgi ve merhamet kavramları burada teorik başlıklar olarak değil; doğrudan doğruya hayatın ortasında sınanan, yara alan, bazen geciken ama yine de bütünüyle kaybolmayan hakikatler olarak belirir. Bu yönüyle Diriliş, okurunu yal­nız­ca üzmek yahut düşündürmek istemez; aynı zamanda onu iç dünyasına dönmeye, vic­da­nî bir uyanış yaşamaya ve kendi varlığının başkalarıyla yan yana geldiğinde anlam kazandığını fark etmeye çağırır. Romanın kimi yerlerde adeta bir iç hesaplaşma, kimi yerlerde bir ahlâkî yüz­leş­me, kimi yerlerde ise ruhu silkelenmeye çağıran bir hitap hâline dönüşmesi de buradan kaynaklanır.

Sonuç olarak Diriliş, adını taşıdığı hakikate uygun biçimde, yal­nız­ca karanlığı anlatan değil; o karanlığın içinden insanı yeniden ayağa kaldırmaya çalışan bir romandır. Bu eser, çağın kirine bulaşmadan yaşamanın ne kadar zor olduğunu, ama yine de imkânsız olmadığını; insanın başkasının yarasına dokunduğu ölçüde kendisini de iyileştirebildiğini; hakiki dirilişin ise büyük sloganlarda değil, kırılmış hayatların yanında durabilme cesaretinde başladığını hatırlatan güçlü ve sarsıcı bir metindir. Diriliş, bittiğinde yal­nız­ca bir hikâye bırakmaz; okurun göğsünde ağır bir soru, zihninde uzun bir muhasebe ve kalbinde yeniden insan olabilmeye dair derin bir arayış bırakır.

Önsözden

Adını iletişim çağı koyduğumuz bir zamanın içinden geçiyoruz; fakat ne acıdır ki insan, hiç olmadığı kadar ka­la­ba­lık­la­rın ortasında, hiç olmadığı kadar yalnız, yorgun ve içten içe çö­zül­müş durumda. Aynı evlerde yaşayan, aynı şehirlerde yürüyen, aynı sofralarda oturan insanlar birbirine değemiyor; komşuluk, mahalle muhabbeti, ortak keder ve ortak sevinç, hayatın sıcak damarlarından çekilip alınmış gibi birer hatıraya dönüşüyor. Bireyselliğin, çıkarcılığın, ta­ham­mül­süz­lü­ğün ve sınırsız dün­ye­vi­leş­me­nin ağır baskısı altında in­sa­nî değerler yavaş yavaş aşınıyor; böylece yalnızlık derinleşiyor, mutsuzluk çoğalıyor, ka­la­ba­lık­lar büyürken ruhlar küçülüyor ve insan, kendi kurduğu hayatın içinde kendisine bile ya­ban­cı hâle geliyor.

İşte Diriliş, tam da bu büyük iç çöküşün içinden doğdu; insanın insana uzak düştüğü, değerlerin ötelendiği, kalplerin katılaştığı ve hakikatin çoğu zaman gürültü altında kaybolduğu bu çağda, “adem” doğmak ile “adam” olmak arasındaki o ince çizgiyi yeniden gö­rü­nür kılmak için. Bu roman, yal­nız­ca bir hikâye anlatmak için değil; vicdanı uyandırmak, mer­ha­me­ti hatırlatmak, basireti ve feraseti yeniden çağırmak, insanın kendi iç karanlığı ile yüz­leş­mesini sağlamak ve en nihayetinde hakiki dirilişin dışarıda değil, önce insanın kendi kalbinde başlaması gerektiğini duyurmak için kaleme alındı.

Bazı romanlar bir hikâye anlatır; Diriliş ise, insanın başkasının yarasına dokunabildiği ölçüde gerçekten insanlaştığını ha­tır­la­ta­rak, içinizde unuttuğunuz mer­ha­me­ti ve ayağa kalkmayı bekleyen vicdanı yeniden uyandırmak için yazıldı.
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu eser evreninde Diriliş Romanı, insanın başkasının yarasına dokunabildiği ölçüde gerçekten insanlaşabileceğini hatırlatan; merhamet, vicdan, eğitim ve toplumsal sorumluluk damarını güçlü biçimde taşıyan tek ciltlik bir romandır.
TESLİMAT
 
Ürünü sipariş verdiğiniz gün saat 18:00 ve öncesi ise siparişiniz aynı gün kargoya verilir ve ertesi gün teslim edilir.

Eğer kargoyu saat 18:00`den sonra verdiyseniz ürününüzün stoklarda olması durumunda ertesi gün kargolama yapılmaktadır.
Benzer Ürünler
Yükleniyor...