Hz. Havva’dan Günümüze Kadın 1.cilt (Dijital)

WHATSAPP İLE SİPARİŞ VER
Hızlı Gönderi
Güvenli Alışveriş
İade ve Değişim
Hz. Havva’dan Günümüze Kadın 1. Cilt

Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt

Kadın, Yaratılış, Aile ve Vahye Sadakat Meselesi

Ka­dı­nı yaratılıştan evliliğe, aileden hukuka, mezhep doktrinlerinden yabancı kültür etkilerine kadar uzanan geniş bir alanda ele alan; kadına dair bozulan bakışı adalet, irade, hak, so­rum­lu­luk ve vahye sadakat ekseninde yeniden tartışan kapsamlı bir birinci cilt.

452 SayfaKarton Kapak1. Ciltİnceleme Eseri
Okuma Serüvenine Açılan Emanet Kapısı

Bu eserlerin satışından doğan imkân, yurdun farklı şehirlerinde gerçekleştirdiğimiz okul buluşmalarında, okul yöne­timlerinin rehberliğinde belirlenen kız öğ­ren­cilerin okuma serüvenine omuz olmakta; aynı zamanda okul kütüphanelerine ücretsiz kitap setleri ulaştırılarak daha geniş bir iyiliğe kapı aralamaktadır. Bu çalışmalara ilişkin belge ve bilgilere sitemiz üzerinden ulaşabilirsiniz.

Kitap Neyi Anlatıyor?

Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt, yal­nız­ca kadın üzerine kaleme alınmış bir araştırma eseri değildir; o, insanın yaratılıştan başlayarak ka­dı­na bakışını, ka­dı­nın hukukî konumunu, aile içindeki yerini, evlilikteki iradesini, tarih boyunca uğradığı anlam kaymalarını ve din diye sunulan nice hükmün gerçekten vahyin kendisine mi, yoksa sonradan oluşmuş yo­rum katmanlarına mı dayandığını yeniden düşünmeye çağıran de­rin ve çok katmanlı bir yüzleşme metnidir. Bu eser, ka­dı­nı ne modern dünyanın hoyrat yükleri altında ruhundan koparılmış bir figüre indirger ne de geleneğin tortuları altında sesi kısmış edilgen bir varlığa razı olur; bilakis onu, insan olmanın asli hakikati içinde, vahyin doğrudan muhatabı ve ilahî emanetin taşıyıcısı olarak yeniden okumaya yöneltir. Kitabın asıl gücü de tam burada belirir; çünkü o, ka­dı­nı konuşurken aslında insanı, aileyi, hukuku, medeniyeti ve din yorumunun ahlâkî doğruluğunu birlikte tar­tış­mak­ta­dır.

Bu çalışmanın en önemli tarafı, meseleyi yal­nız­ca güncel kadın tartışmalarının yüzeyinde bırakmamasıdır. Çünkü burada kadın konusu, doğrudan yaratılış meselesiyle, insanın ne olduğu sorusuyla, Adem kıssasının nasıl anlaşıldığıyla, yasak meyve anlatısının hangi kavramsal saptırmalara uğratıldığıyla ve insanın nefs yönünün hangi tarihsel ve psikolojik okumalarla şekillendiğiyle birlikte ele alınmaktadır. Başka bir deyişle eser, ka­dı­nı sonradan eklenmiş bir toplumsal başlık gibi değil, insanlık serüveninin kurucu unsurlarından biri olarak ele almakta; böylece okuru daha ilk aşamada peşin hükümlerden, miras kalmış ezberlerden ve düşünsel kolaycılıklardan uzaklaştırmaktadır. Kadın burada yal­nız­ca bir hukuk meselesi değildir; o, insanın varlık anlayışının, ahlâkî dengesinin ve medeniyet tasavvurunun merkezinde duran asli bir hakikat olarak gö­rü­nür hâle gelmektedir.

Eserin derinleştiği asıl eşik ise, Kur’an ile kadın arasındaki ilişkinin savunmacı bir refleksle değil, doğrudan metnin kendi ilkeleri üzerinden kurulmasıdır. Çünkü bu kitap, ka­dı­nı merhamet nesnesi yahut korunmaya muhtaç zayıf bir varlık gibi değil; öz­gür irade sahibi, hukukî ehliyeti bulunan, evlilikte taraf olan, şahsî ve malî hakları gü­ven­ce altına alınmış bir insan olarak okumaktadır. Bu nedenle kitap, kaburga kemiğinden yaratılış iddiasından çok eşlilik meselesine, cariyelikten mut’a nikâhına, “evin reisi erkek midir?” tartışmasından kadınların dövülmesi iddiasına kadar uzanan birçok başlığı cesaretle yeniden tar­tış­mak­ta; ka­dı­nı susturan, edilgenleştiren ve iradesizleştiren yo­rum­ları vahyin kendi adalet terazisinde yeniden tartmaktadır. Böylece eser, kadın meselesini yal­nız­ca duygusal bir savunu alanından çıkarıp, doğrudan doğruya adalet, irade, hak, so­rum­lu­luk ve vahye sadakat ekseninde ele alan ciddi bir düşünce alanına dönüştürmektedir.

Kitabın en çarpıcı damarlarından biri de, bugün İslam’a mal edilmek istenen birçok uygulamanın kaynağını sorgulamasıdır. Çünkü eser açık biçimde şunu göstermeye çalışmaktadır: Ka­dın­la ilgili birçok tartışmalı uygulama, sanıldığı gibi doğrudan Kur’an ve Sünnet kaynaklı değildir; aksine mezhepler doktrinine sızmış tarihsel kabuller, ataerkil toplum yapıları ve yabancı hukuk sistemlerinin etkisiyle biçimlenmiş yorumların sonucudur. Çocuk yaşta evlilik, velâyet ve vesayet anlayışı, ka­dı­nın evlilik akdindeki iradesizleştirilmesi, ka­dı­nın taraf olmaktan çıkarılıp akdin konusu hâline getirilmesi ve aile hukukunun tek taraflı erkek merkezli bir yapıya dönüştürülmesi gibi meseleler, bu kitapta işte bu yüzden yal­nız­ca fıkhî görüş başlıkları olarak değil, aynı zamanda dinin özüne yabancılaşmanın belirtileri olarak incelenmektedir. Bu yönüyle eser, sadece “ka­dı­nın hakkı nedir?” sorusunu değil, “hak diye sunulan şey gerçekten hak mıdır?” sorusunu da en yüksek perdeden sormaktadır.

Bu çalışmanın bir başka büyük kıymeti, meseleyi yal­nız­ca İslam içi yorumlar çerçevesinde bırakmayıp Yunan ve Roma hukuku ile karşılaştırmalı biçimde ele almasıdır. Çünkü ka­dı­na dair kimi geleneksel kabullerin vahiyden değil, tarih boyunca başka hukuk ve kültür sistemlerinden taşınmış etkilerden beslendiğini gösterebilmek için böyle bir karşılaştırma zaruridir. Eser tam da bunu yaparak, mezheplerin teşekkül ettiği coğrafyanın kültürel ve hukukî atmosferinin yorumlar üzerindeki etkisini gö­rü­nür kılmakta; böylece okura, din diye bildiği bazı hükümlerin aslında tarihin ve toplumun ürettiği ara katmanlar olabileceğini düşündürmektedir. Bu son derece kritik bir eştir; çünkü bir hükmün gerçekten ilahî mi, yoksa tarihî mi olduğunu ayırt edemeyen toplumlar, zamanla kendi ürettikleri gölgeleri vahyin ışığı sanmaya başlarlar. Kitap, tam da bu nedenle yal­nız­ca bilgi vermemekte, aynı zamanda ayıklayıcı bir zihinsel arınma da önermektedir.

Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt, aileyi de sı­ra­dan bir toplumsal kurum gibi değil, vahdetin çekirdeği olarak okumaktadır; fakat bu çekirdek, ka­dı­nın susturulduğu, pasifleştirildiği ve yal­nız­ca yükümlülüklerin nesnesi hâline getirildiği bir kapalı alan değildir. Tam tersine eser, aileyi karşılıklı irade, karşılıklı so­rum­lu­luk, şûra, adalet ve insan onurunun korunması üzerine kurulu bir yapı olarak düşünmeye çağırır. Ka­dı­nın çalışmasından aile içindeki görev dağılımına, evlilik akdindeki taraf oluşundan mehir, ilan, şahitlik ve irade şartlarına kadar uzanan geniş başlıklar, eserin ka­dı­nı yal­nız­ca duygusal yahut biyolojik bir varlık değil, aynı zamanda hukukî ve ahlâkî özne olarak gördüğünü açık biçimde göstermektedir. Böylece kitap, aileyi erkek egemenliğinin dokunulmaz alanı gibi değil; iki insanın birlikte inşa ettiği ahlâkî ortaklık zemini olarak yeniden düşünmeye zorlamaktadır.

Bu eser, yal­nız­ca kadın haklarını savunan bir kitap gibi okunursa eksik anlaşılır; çünkü onun asıl derinliği, kadın meselesi üzerinden dinî yo­rumun doğruluğunu sınamasında yatar. Eğer din, insanı korumak, adaleti tesis etmek ve hayatı daha insanca kılmak için geldiyse; din adına sunulan hükümlerin de ka­dı­nı ezmemesi, iradesini boğmaması, onurunu zedelememesi, evliliği kölelik ilişkisinin bahanesine dönüştürmemesi ve aileyi tek taraflı tahakküm mekanizmasına çevirmemesi gerekir. İşte kitap tam bu noktada çok ağır bir soruyla karşımıza çıkar: Ka­dı­nın hakları ayetlerle gü­ven­ce altına alınmışsa, neden toplumda bu kadar kolay gasp edilebilmiştir? Vahiy onu taraf kılmışsa, neden tarih onu çoğu zaman nesneleştirmiştir? İlahi hitap adaleti esas alıyorsa, neden yo­rum geleneği kimi yerlerde adalet yerine tahakkümü büyütmüştür? Bu sorular, kitabın yal­nız­ca ka­dın­la değil, doğrudan hakikat, adalet ve dinin hayata nasıl yansıdığı ile ilgili bir eser olduğunu göstermektedir.

Eser aynı zamanda modern çağ ile gelenek arasında sıkışmış kadınlık hâlini de son derece dikkatli biçimde görmektedir. Bir yanda modern hayatın yükü altında yorulan, aileyi yük saydığı için kendi iç dengesiyle kavga eden, özgürleşme adına bazen başka tür bir nesneleşmeye sürüklenen kadınlar; diğer yanda inandığı değerler adına susturulan, biyolojik işlevlerinin ötesine geçmesine izin verilmeyen ve din dili kullanılarak itaate zorlanan kadınlar vardır. Kitap, bu iki savrulmanın hiçbirine teslim olmaz. Ne modernliğin ka­dı­nı gö­rü­nür­lük ekonomisine kurban eden düzenini kutsar ne de geleneğin onu bastıran, küçülten ve gölgeye iten yapısını kutsallaştırır. Bunun yerine, vahyin kurduğu dengeyi, yani iradeyi, adaleti, fıtratı, hukukî ehliyeti ve insan onurunu merkeze alan daha sahici bir kadın tasavvurunu arar. Bu nedenle eser, yal­nız­ca eleştiren değil, aynı zamanda onarmaya çalışan bir kitaptır.

Sonuç olarak Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt, ka­dı­nı yaratılıştan evliliğe, aileden hukuka, mezhep doktrinlerinden yabancı kültür etkilerine kadar uzanan geniş bir alanda ele alan; onun üzerine yığılmış yanlış kabulleri, eksik yo­rum­ları ve kökleşmiş ataerkil tortuları ayıklamaya çalışan de­rin, cesur ve çok yönlü bir eserdir. Bu kitap, ka­dı­nı konuşurken aslında yal­nız­ca bir cinsi değil, insanlığın adalet duygusunu; evliliği tar­tı­şır­ken yal­nız­ca bir kurumu değil, hukukun ahlâkî istikametini; dini yorumlarken de yal­nız­ca mezhepleri değil, vahye sadakatin kendisini tar­tış­mak­ta­dır. Ve belki de tam bu yüzden, son sayfa kapandığında okurun elinde yal­nız­ca kadın üzerine yazılmış bir inceleme değil; aynı zamanda şu ağır hakikat kalır: Ka­dı­na bakışın bozulduğu yerde yal­nız­ca aile değil, din dili, hukuk dili ve medeniyet iddiası da yara alır.

Önsözden

Son yıllarda hem İslam’ın dünya çapında daha gö­rü­nür hâle gelmesi hem de İslamofobinin sistemli biçimde beslenmesi, Müs­lü­man toplumların normlarını bütün dünyanın dikkatine sunmuştur. Bu normlar arasında en çok tartışılan alanlardan biri de, hiç kuşkusuz, ka­dı­nın toplumdaki yeri, hakları ve sorumluluklarıdır. Her ne kadar bu mesele çoğu zaman savunmacı, ideolojik yahut duygusal bir dille ele alınsa da, gerçek şudur ki günümüz İslam dünyasında ka­dı­nın hak ve so­rum­lu­luk­ları meselesi ciddi bir problem alanı oluşturmaktadır.

İşte Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt, tam da bu yüzden kaleme alındı; insanın ve ka­dı­nın yaratılışından başlayarak Kur’an ayetleri ışığında ka­dı­nın hukukî durumunu, evlilik hükümlerini, aile içindeki yerini ve ka­dı­na dair din diye sunulan birçok anlayışın gerçek kaynağını yeniden değerlendirebilmek için. Çünkü Kur’an’ın ortaya koyduğu normlar, ka­dı­nı iradesiz, edilgen ve ikincil bir varlık gibi değil; hak sahibi, evlilikte taraf olan ve hukukî güvenceyle çevrelenmiş bir insan olarak görmektedir. Bu eser, işte bu hakikati berraklaştırmak, mezhepler hukukuna ve yabancı kültürel etkilerle şekillenmiş yo­rum­lara yapışmış tortuları ayıklamak ve ka­dı­na dair bozulan adalet terazisini yeniden vahyin ışığında tartmak için yazıldı.

Bazı kitaplar ka­dı­nı anlatır; Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt ise, ka­dı­na dair bozulan bakışın aslında din yorumunu, hukuk anlayışını ve medeniyet iddiasını da nasıl yaraladığını göstermek için yazıldı.
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu eser evreninde Hz. Havva’dan Günümüze Kadın – 1. Cilt, kadının yaratılışı, aile içindeki yeri, hukukî özne oluşu ve vahye sadakat meselesi üzerinden adalet terazisini yeniden düşünmeye çağıran güçlü bir inceleme cildidir.
TESLİMAT
 
Ürünü sipariş verdiğiniz gün saat 18:00 ve öncesi ise siparişiniz aynı gün kargoya verilir ve ertesi gün teslim edilir.

Eğer kargoyu saat 18:00`den sonra verdiyseniz ürününüzün stoklarda olması durumunda ertesi gün kargolama yapılmaktadır.
Benzer Ürünler
Yükleniyor...