Konforlu Cehennemler 1.Cilt - Fizikî Kitap Ön Sipariş

  • Bu eser yayına hazırdır ve fizikî baskısı için ön sipariş alınmaktadır. Dijital sürümüne hemen erişmek isteyen okurlarımız, web sitemizdeki dijital eser seçeneğini tercih edebilir.
  • Ürün Kodu: XJ3MEWCSKN
  • Barkod: 7098522846322
  • Marka: Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
  • Kategori: Yayına Hazır Eserleri
  • Stok: 20+
  • %50indirim
    300,00 TL
    150,00 TL
  • 12,50 TL 'den başlayan taksitlerle
WHATSAPP İLE SİPARİŞ VER
Hızlı Gönderi
Güvenli Alışveriş
İade ve Değişim
1. Cilt • 501 Sayfa • Fiziki Kitap • Ön Sipariş

Konforlu Cehennemler Elimiz Dolu, İçimiz Eksik

Konforlu Cehennemler — 1. Cilt: Elimiz Dolu, İçimiz Eksik, yalnızca modern zamanların insanı nasıl yorduğunu anlatan bir deneme kitabı değildir; bu eser, insanın dışarıda çoğalan imkânlarına rağmen içeride giderek daralan anlam alanını, hızlandıkça kendi kalbinin gerisinde kalışını, kontrol ettikçe daha fazla korkuya teslim oluşunu, başardıkça iç huzurunu kaybedişini, konfor içinde yaşadığını zannederken ruhunun bazı odalarında sessizce kararmaya başlayan hakikatleri fark edemeyişini ve bütün bunların ortasında hâlâ insan kalabilme ihtimalini sorgulayan de­rin­lik­li bir iç mu­ha­se­be kitabıdır.

Bu sayfa, eserin okurla sahici biçimde buluşması için hazırlanmıştır. 501 sayfalık bu eser, modern hayatın hız, konfor, gö­rü­nür­lük, başarı, kontrol ve sınırsız imkân vaadinin insanın kalbinde, zihninde, ilişkilerinde, ahlâkında, tevekkülünde ve anlam dünyasında açtığı sessiz boşlukları görmek isteyen okurlar için hazırlanmış de­rin­lik­li bir vicdan aynasıdır.
1. CiltElimiz Dolu, İçimiz Eksik
501 SayfaFiziki kitap ön sipariş
Haziran 2026İlk baskı bilgisi
VicdanÇağ eleştirisi ve iç muhasebe

Kitabın Künyesi

Kitabın AdıKonforlu Cehennemler — 1. Cilt
Alt BaşlıkElimiz Dolu, İçimiz Eksik
YazarMuhammed Rıdvan Sadıkoğlu
Sayfa Sayısı501 sayfa
İlk BaskıHaziran 2026
Sayfa TürüFiziki kitap ön sipariş ürün sayfası
Kapak TasarımıMuhammed Rıdvan Sadıkoğlu
Tür

Deneme, çağ eleştirisi, iç mu­ha­se­be, modern insan çö­züm­le­me­si.

Ana Damar

Modern hayatın insana sunduğu hız, konfor, gö­rü­nür­lük, başarı, kontrol ve sınırsız imkân vaadinin, insanın kalbinde, zihninde, ilişkilerinde, ahlâkında, tevekkülünde ve anlam dünyasında açtığı sessiz boşlukları de­rin­lik­li bir vicdan diliyle gö­rü­nür kılmak.

Kitaba Dair Genel Takdim

Bu kitapta modern insan, yalnız ekranların, şehirlerin, tüketimin, kariyer yarışının, sosyal medya akışlarının, kalabalıkların, gündemlerin ve teknolojik imkânların arasında yaşayan bir varlık olarak ele alınmaz; aynı zamanda kendi içinden kaçan, yalnızlıktan değil kendi kendisiyle baş başa kalmaktan korkan, suskunluğu yenilgi, yavaşlığı gerilik, sadeliği eksiklik, kanaati yoksunluk, tevekkülü pasiflik ve mah­cu­bi­ye­ti zayıflık zanneden çağın kırılgan insanı olarak okunur.

Eserin en güçlü tarafı, modern hayatı toptan mahkûm eden kolay bir yakınma dili kurmamasıdır; çünkü kitap, bugünün imkânlarını bütünüyle reddeden, teknolojiyi, şehir hayatını, çalışma düzenini, gö­rü­nür­lük çağını veya başarı arzusunu tek başına kötülük kaynağı ilan eden dar bir bakışla ilerlemez. Aksine, bütün bu imkânların insanın kalbinde hangi merkeze bağlandığını, insana hizmet etmek için var olan araçların ne zaman insanı yöneten görünmez efendilere dö­nüş­tü­ğü­nü, kolaylaşan hayatın neden her zaman derinleşen bir hayat anlamına gelmediğini ve dış dünyada büyüyen imkânların iç dünyada büyüyen boşluğu neden tek başına kapatamadığını sorgular.

Bu eser, modern hayatı suçlayarak insanı temize çıkarmayan, insanı suçlayarak çağın baskılarını görmezden gelmeyen ve okuru hem yaşadığı zamanın ağırlığıyla hem de kendi iç so­rum­lu­lu­ğuy­la yüzleştiren derin bir vicdan metnidir.

Kitap Neyi Anlatıyor?

Bu kitap, elinde çok şey bulunan fakat içinde bir şeylerin eksildiğini hisseden insanın hikâyesini anlatıyor; takvimleri dolu, ekranları açık, gündemleri yoğun, hedefleri büyük, planları ayrıntılı, imkânları geçmiş nesillerle kıyaslanmayacak kadar geniş olduğu hâlde, kendi kalbinin en sade sorularına cevap vermekte zorlanan modern insanın ruh haritasını inceliyor.

Kitap, insanın yalnız neye sahip olduğunu değil, sahip olduklarının onu neye dö­nüş­tür­dü­ğü­nü soruyor; yalnız nereye yetiştiğini değil, yetişmeye çalışırken neyi geride bıraktığını yokluyor; yalnız ne kadar başarılı olduğunu değil, başarırken kalbinde neyi ko­ru­ya­bil­di­ği­ni araştırıyor; yalnız hayatını ne kadar kontrol ettiğini değil, kontrol edemediği şeyler karşısında hangi teslimiyet terbiyesini ta­şı­ya­bil­di­ği­ni gündeme getiriyor.

Bu yönüyle eser, dışarıdan bakıldığında düzenli, çalışkan, başarılı, görünür, etkili ve güçlü görünen insanın içeride taşıdığı dağınıklığa eğiliyor. Çünkü modern insanın en büyük çelişkilerinden biri, dış dünyada her şeyi dü­zen­le­me­ye çalışırken iç dünyasını ihmal etmesi, hayatı yönetmeye çalışırken kendisini duyamaması, başarıyı büyütürken huzuru küçültmesi, gö­rü­nür­lü­ğü artırırken mah­re­mi­ye­ti­ni zayıflatması, bilgiye erişirken hikmeti kaybetmesi ve iletişim imkânları çoğaldıkça sahici temas kabiliyetinin azalmasıdır.

Konforlu Cehennemler, insanın yaşadığı çağla kavgasını yalnız dış şartlar üzerinden değil, insanın kendi nefsindeki, korkularındaki, arzularındaki, kıyas zaafındaki, görünme ihtiyacındaki, kaybetme endişesindeki ve sürekli daha fazlasına yetişme telaşındaki iç kırılmalar üzerinden okur. Bu yüzden kitapta çağ eleştirisi ile insanın kendi iç mu­ha­se­be­si birbirinden kopmaz; hız, yalnız dış dünyanın hızı değildir, insanın içinden kaçma biçimidir; konfor, yalnız rahatlık değildir, bazen merhameti uyuşturan bir alışkanlıktır; başarı, yalnız emek sonucu değildir, bazen insanın kendi değerini başkalarının alkışına teslim etmesidir; kontrol, yalnız tedbir değildir, bazen tevekkülün yerini alan gizli bir korkudur.

Eserin Ana Meseleleri

Birinci Mesele

Elimizde çoğalan şeylerle içimizde eksilen anlam arasındaki uçurum

İnsan, modern dünyada daha çok şeye ulaşabiliyor, daha hızlı haberleşebiliyor, daha fazla bilgiye temas edebiliyor, daha çok seçenek arasında tercih yapabiliyor, daha kolay tüketebiliyor, daha fazla görünür olabiliyor ve hayatını daha ayrıntılı biçimde planlayabiliyor; fakat bütün bu çoğalma, eğer insanın kalbini genişletmiyor, merhametini artırmıyor, sabrını derinleştirmiyor, ahlâkını inceltmiyor ve varlık sebebiyle bağını kuv­vet­len­dir­mi­yor­sa, bir müddet sonra insanın içindeki boşluğu örten parlak bir perdeye dö­nü­şü­yor.

İkinci Mesele

Hızın insanı hayata yetiştirirken kendisinden uzaklaştırması

Çağ, insana sürekli yetişmesini, üretmesini, cevap vermesini, görünmesini, karar almasını, kendisini güncellemesini, fırsat kaçırmamasını ve durmadan hareket hâlinde kalmasını öğütlüyor; fakat insan bu hareketin içinde ne yaşadığını, neyi niçin istediğini, hangi kaybın yasını tutamadığını, hangi ilişkinin hakkını veremediğini, hangi yorgunluğun altında ezildiğini ve hangi iç sorudan kaçtığını çoğu zaman fark edemiyor.

Üçüncü Mesele

Kontrol arzusunun güvenlik değil, ruhsal daralma üretmesi

İnsan, belirsizlikten korktuğu için hayatını daha sıkı planlamak, ilişkilerini daha fazla denetlemek, geleceği daha kesin hesaplamak, kayıpları önceden engellemek ve her ihtimale karşı kendisini korumak istiyor; fakat her şeyi kontrol etmeye çalışan insan, zamanla kontrol edemediği her şeyden korkmaya başlayan bir varlığa dö­nü­şü­yor. Böylece tedbir, tevekkülle dengelenmediği zaman insanı ol­gun­laş­tı­ran bir so­rum­lu­luk olmaktan çıkıp ruhu daraltan bir alarm hâline geliyor.

Dördüncü Mesele

Başarı baskısının insanı büyütmek yerine tüketebilmesi

Eser, çalışmayı, üretmeyi, emek vermeyi ve ortaya değerli işler koymayı küçümsemez; fakat başarının insanın ahlâkî ölçüsünden, merhametinden, ailesine ve topluma karşı so­rum­lu­lu­ğun­dan, kendi kalbine karşı dürüstlüğünden ayrıldığında, insanı huzura değil sürekli daha fazlasını ispat etmeye zorlayan bir yorgunluk düzenine dö­nüş­tü­ğü­nü gösterir.

Beşinci Mesele

Kaybetme korkusunun insanı elde ettiklerinin bekçisine çevirmesi

İnsan, sahip olduklarını emanet değil mülk gibi görmeye başladığında, onları şükürle taşımak yerine endişeyle korumaya çalışır; makamını, ilişkisini, itibarını, konforunu, gö­rü­nür­lü­ğü­nü, gelirini, alıştığı düzeni ve başkalarının gözündeki yerini kaybetmekten korktukça, hayatın kendisi yaşanacak bir emanet olmaktan çıkar ve sürekli korunması gereken bir kaleye dö­nü­şür.

Altıncı Mesele

Dışarıda kurulan görüntüyle içerideki hakikat arasındaki mesafe

Modern insan, çoğu zaman dış görünüşünü düzenlemeyi, imajını korumayı, kusursuz görünmeyi, beğenilmeyi, etkili durmayı ve güçlü görünmeyi iç terbiyeden daha hızlı, daha görünür ve daha ödüllendirici buluyor; fakat kitap, insanın gerçekten kim olduğunun en çok kalabalıklar çekildiğinde, alkış sustuğunda, ekran kapandığında, tanıklar dağıldığında ve kişi kendi tenhasında kendi hakikatiyle baş başa kaldığında ortaya çıktığını hatırlatıyor.

Bölüm Omurgası ve Düşünce Akışı

Eser, “Çağın İnsanı” başlığıyla modern insanın genel ruh hâlini yoklayarak başlıyor ve ardından “Elimiz Dolu, İçimiz Eksik” başlığıyla kitabın merkez cümlesini derinleştiriyor. “İçinden Uzaklaşan İnsan”, “Kendimizden Kaçıyoruz” ve “İçimizdeki Gedik” gibi bölümler, insanın dışarıda çoğalan hayatının içeride nasıl eksildiğini, insanın kendi iç sesinden nasıl uzaklaştığını ve modern dünyanın bu kaçışı nasıl ko­lay­laş­tır­dı­ğı­nı anlatıyor.

“Metrekareye Sıkışmış Ruhlar” ve “Gerçekten Evin Var mı?” başlıkları, ev, mekân, konfor ve iç huzur arasındaki farkı düşündürüyor; çünkü bir insanın yaşayacak bir mekâna sahip olması, her zaman sığınacak bir iç yuvaya sahip olduğu anlamına gelmiyor. İnsan, eşyalarla dolu bir evde yaşayabilir, fakat o evde kalbini dinlendirecek, ruhunu toparlayacak, ilişkilerini sahici biçimde onaracak ve kendi iç dünyasına dönebilecek bir iklim bulamayabilir.

“Kontrol Vehminin Kuruttuğu Hayatlar”, “Beklentilerimizin Gölgesinde Ertelenen Hayat” ve “Yarına Ertelenen İnsan” bölümleri, insanın hayatı yaşamak yerine sürekli güvenceye almaya çalışmasını, bugünü sürekli yarının ihtimallerine feda etmesini ve ömrünü ertelemelerle tüketmesini ele alıyor. Bu bölümlerde insan, hayatını planlayan akıllı bir varlık olarak değil, planlarının içinde nefes alamayan yorgun bir varlık olarak görünür hâle geliyor.

“Gündemin Eskittiği Ömür”, “Vaktin Çocuğu Olmak”, “Kısayol Çağı”, “Savruluyoruz”, “Göçebe Zihinler” ve “Yön Duygusu” bölümleri, dikkat dağınıklığı, gündem tüketimi, hız, kestirme arayışı, fikrî savruluş ve istikamet kaybı üzerinde yoğunlaşıyor. Bu bölümlerde kitap, modern insanın yalnız bilgisizliğini değil, çok şey bildiği hâlde neyi nereye koyacağını bilemeyen zihinsel dağınıklığını da tartışıyor.

“Hayatın Dengesi”, “Alışkanlığın Karanlık Yüzü”, “Aklını Bir Eşiğe Bırakanların Hikâyesi” ve “Ciddiyet, Şuurun Son Sığınağıdır” başlıkları, insanın hayatı ciddiye alma biçimini, alışkanlıkların insanı nasıl uyuşturduğunu, aklın devre dışı bırakıldığı yerlerde insanın nasıl savrulduğunu ve ciddiyetin yalnız resmiyet değil, insanın kendisine, ömrüne, emanetine ve so­rum­lu­lu­ğu­na gösterdiği saygı olduğunu işliyor.

Son bölümlerde yer alan “Başarabildik Diyebilmenin Ağır Bedeli”, “Kazanma İhtirasından Kaybetme Korkusuna”, “Cam Fanusun İçinde Büyüyen Kibir”, “Kendine Kör” ve “Tek Başınayken Kimsin?” başlıkları ise kitabın en yoğun mu­ha­se­be alanını kuruyor. Bu bölümlerde insanın başarıyla, hırsla, kayıpla, kibirle, kendini görme körlüğüyle ve tenhadaki hakikatiyle ilişkisi ele alınıyor; okur, dışarıdan güçlü görünmenin içeride sahici olmakla aynı şey olmadığını, insanın en çok da kimse bakmadığında kim olduğunu sorgulamak zorunda kaldığını hissediyor.

Neden Okunmalı?

Bu kitap, modern hayatın yorgunluğunu yalnız şikâyet etmek için değil, o yorgunluğun insanın kalbinde hangi kapıları kapattığını anlamak için okunmalıdır. Çünkü çağın insana sunduğu imkânlar arttıkça insanın kendisine yönelttiği temel sorular da değişmiştir; artık mesele yalnız neye sahip olduğumuz değil, sahip olduklarımızın bizi neye dö­nüş­tür­dü­ğü­dür.

Okur bu kitapta kendi hızını, kendi korkusunu, kendi kontrol arzusunu, kendi başarı yorgunluğunu, kendi kaybetme endişesini, kendi yalnızlığını, kendi iç boşluğunu ve kendi görünme ihtiyacını başkalarını suçlamadan okuyabileceği bir ayna bulur. Bu ayna, insanı utandırmak için değil, insanın kendisine dönmesini mümkün kılmak için tutulur.

Bu eser, okurunu hayatı terk etmeye değil, hayatın içinde kalırken kalbini kaybetmemeye çağırır; çünkü insanın asıl meselesi imkânlarının çoğalması değil, çoğalan imkânlar arasında istikametini, merhametini, edebini ve emanet bilincini koruyup koruyamadığıdır.

Kimler İçin Yazılmış Bir Kitap?

Konforlu Cehennemler — 1. Cilt, modern hayatın hızını, başarı baskısını, kontrol arzusunu, kaybetme korkusunu, konforun uyuşturan tarafını, görünürlüğün insan ruhunda açtığı boşlukları ve insanın kendi iç sesinden uzaklaşmasını dert edinen herkes için yazılmıştır.

Bu kitap, daha çok şeye sahip olduğu hâlde daha huzurlu olamadığını hissedenler, hayatını planladığı hâlde ruhunu toparlayamayanlar, başarıya yaklaştıkça iç sükûnetinden uzaklaşanlar, gündemlerin ve ekranların içinde dikkatini kaybedenler, ilişkilerinde sahici temas arayanlar, gençlerin ve yetişkinlerin çağ baskılarıyla nasıl yorulduğunu anlamak isteyenler, eğitimciler, ebeveynler, okurlar ve kendi iç dünyasına dürüstçe bakmak isteyen herkes için güçlü bir okuma zemini sunar.

Bu eser, çağdan kaçmak isteyenler için değil, çağın içinde insan kalmak isteyenler için yazılmıştır; çünkü asıl mesele dünyadan uzaklaşmak değil, dünyanın içinden geçerken kalbin merkezini, ahlâkın ölçüsünü ve insanın kendisine emanet edilen hayatı kaybetmemesidir.

Okura Ne Katar?

Bu eser, okura kendi hayatındaki hızın, konforun, başarı arzusunun, kontrol ihtiyacının ve kaybetme korkusunun hangi noktalarda insanî derinliği azalttığını fark ettirir. Okur, kitabın sayfaları içinde yalnız çağın sorunlarını değil, kendi içindeki anlaşmaları, kaçışları, ertelemeleri, suskunlukları ve yüzleşmekten çekindiği soruları da görmeye başlar.

Kitap, okura teknolojiden, şehirden, çalışmaktan, üretmekten veya dünyadan uzaklaşmayı değil, bütün bunların içinde kendi merkezini kaybetmemeyi öğretir. Bu yönüyle eser, hayatın içinde kalmayı ama hayatın hızına bütünüyle teslim olmamayı, imkânları kullanmayı ama imkânlara kul olmamayı, başarmayı ama başarıyı insanlık ölçüsünün yerine koymamayı, tedbirli olmayı ama kontrol korkusuyla tevekkülü kurutmamayı hatırlatır.

Elimiz Dolu, İçimiz Eksik, okura yalnız düşünsel bir değerlendirme değil, kendi kalbini yeniden yoklayabileceği sahici bir iç mu­ha­se­be imkânı sunar.

Bu Eserlerin Satışından Doğan İmkân

Bu eserlerin satışından doğan imkân, yalnız bir kitap alışverişinin sonucu olarak değil, düşüncenin, vicdanın, iyiliğin, okul ve kütüphane hassasiyetinin, gençlere ulaşma arzusunun ve insanın insana emanet olduğu fikrinin çoğalmasına vesile olabilecek bir emanet alanı olarak görülür. Bu sebeple okurun bu esere yönelmesi, yalnız kendi iç dünyasına yapılmış de­rin­lik­li bir yolculuk değil, aynı zamanda kitabın, fikrin ve iyilik niyetinin daha geniş insanlara ulaşmasına katkı sunan anlamlı bir destek olarak da değer taşır.

Konforlu Cehennemler — 1. Cilt: Elimiz Dolu, İçimiz Eksik, insanın elinde çoğalan imkânlarla kalbinde eksilen anlam arasındaki mesafeyi, modern çağın hız, konfor, başarı, kontrol ve görünürlük düzeni içinde insan ruhunda açılan sessiz boşlukları ve bütün bunlara rağmen hâlâ sahici, merhametli, ölçülü ve emanet bilinciyle yaşama ihtimalini sorgulayan güçlü bir iç mu­ha­se­be kitabıdır.

Bu kitap, okurunu çağın dışına kaçmaya değil, çağın içinden geçerken kendi kalbini, kendi istikametini, kendi insanlık ölçüsünü ve kendi emanet bilincini kaybetmemeye çağırır.

TESLİMAT
 
Ürünü sipariş verdiğiniz gün saat 18:00 ve öncesi ise siparişiniz aynı gün kargoya verilir ve ertesi gün teslim edilir.

Eğer kargoyu saat 18:00`den sonra verdiyseniz ürününüzün stoklarda olması durumunda ertesi gün kargolama yapılmaktadır.
Benzer Ürünler
Yükleniyor...