Ruhu Çekilmiş Dindarlık, dinî görünürlüğün çoğaldığı bir çağda aynı ölçüde merhamet, adalet, haya, güvenilirlik, kul hakkı hassasiyeti ve iç derinlik üretilememesinin nedenlerini arar. Kitap, ibadetin varlığını değil; ibadetin insanın karakterine, ticaretine, ailesine, öfkesine, tüketimine, gücüne ve başkalarıyla kurduğu ilişkiye ulaşamamasını problem edinir.
Eserin merkezindeki soru yalnızca “Dindarlığın ruhu neden çekildi?” değildir. Daha kişisel ve daha ağır soru şudur: İman dilimde kalırken dünya kalbime ne zaman yerleşti ve ben bunu hangi kutsal kelimenin, hangi ibadetin yahut hangi görünür aidiyetin arkasında fark etmemeyi seçtim?
Modernlik burada yalnızca teknoloji, şehir hayatı veya yeni yaşam biçimleri değildir; insanın neyi ihtiyaç, başarı, özgürlük, saygınlık ve mutluluk sayacağını belirleyen görünmez bir ölçü düzenidir. İnsan namazını kılmayı, orucunu tutmayı ve dinî kimliğini korumayı sürdürürken de kalbinin terazisini konfor, statü, görünürlük, tüketim ve haklı çıkma arzusuna teslim edebilir.
Kitap, gelenek ve modernlikten din diline, Kur’ân’la ilişkiden Peygamber tasavvuruna, dua ve teslimiyetten Ramazan, kandil, Kurban ve kıssalara, bireysel iç muhasebeden toplumsal adalet ve emanet fikrine kadar geniş bir alanı tek merkezde birleştirir: İnanç, insanı nasıl bir insana dönüştürüyor?