KERB-Ü-BELÂ (4.CİLT) - Fiziki Kitap Ön Sipariş

  • Kitap yayına hazır olup şimdilik sadece ÖN SİPARİŞ alınabilmektedir. Talep edenler için dijital hali web sitemizde mevcuttur.
  • Ürün Kodu: WLKZNY435L-1459
  • Barkod: 7098522824047
  • Marka: Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
  • Kategori: Yayına Hazır Eserleri
  • Stok: 20+
  • %50indirim
    300,00 TL
    150,00 TL
  • 12,50 TL 'den başlayan taksitlerle
WHATSAPP İLE SİPARİŞ VER
Hızlı Gönderi
Güvenli Alışveriş
İade ve Değişim
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu

Kerb-ü-Belâ Romanı 4. Cilt

Şehadetin Şahitliği — suyun nimetten iktidara, sofranın alışkanlıktan haysiyete, dönüşün geç kalmışlıktan bir yöne dönüştüğü günlerin romanı
4. CiltRomanE-Kitap519 Sayfa
İyiliğe Açılan Sayfa

Kerb-û-Belâ serisinin satışından doğan imkân, yurdun farklı şehirlerinde sürdürülen okul buluşmalarında, okul yönetimlerinin belirlediği kız öğrencilerin okuma serüvenine omuz olmakta ve okul kütüphanelerine ulaştırılan kitap setleriyle aynı iyiliği genişletmeye devam etmektedir. Bu çalışmalara dair bilgi ve belgelere sitemiz üzerinden ulaşılabilir.

Suyun Nimetten İktidara Dönüştüğü Eşik

Fırat, bu ciltte birkaç adım ötede çağıldayan sıradan bir nehir olarak kalmaz; suyun ulaşılabilecek bir mesafede akıp da bir çocuğun dudağına değdirilmemesi, elinde imkân bulunan insanın başkasının en temel hakkını nasıl bir pazarlık konusuna çevirebildiğini çıplak biçimde gösterir. Kırbaların gün boyunca hafifleyişi, çocukların artık su istemekten vazgeçişi ve annelerin bu sessizliği birbirlerinden saklama çabası, susuzluğu yalnız bedenin değil, elindeki nimeti başkasına esirgeyen vicdanın da bir imtihanına dönüştürür.

Roman, susuzluğu bir savaş taktiği olarak değil, insanın elindeki gücü nasıl kullandığının çıplak bir ölçüsü olarak ele alır; çünkü bir nimeti başkasına vermemeyi hak saymaya başlayan kişi, yalnız karşısındakini yoksun bırakmaz, kendi vicdanında o nimetin taşıdığı rahmeti de kurutur. Kerbelâ’nın çölünde susuzluk büyüdükçe okurun önüne çıkan asıl soru, geçmişte kimin haklı kimin haksız olduğu değil, bugün elimizdeki hangi imkânı kimden esirgediğimizdir.

Kerbelâ, yalnızca Hüseyin’in ve onunla aynı sözün arkasında duranların bedenlerinin kızgın kumlara düştüğü bir ölüm meydanı değil; aynı kıbleye yöneldiği hâlde adaletten uzaklaşanların, ibadeti merhametten ayıranların, makamını korumak uğruna vicdanını susturanların ve kendisine verilen emri Allah karşısındaki şahsî mesuliyetinden daha büyük sayanların insanlık önünde açığa çıktığı büyük bir ahlâk imtihanıdır.

Zeyneb’in Henüz Adı Konulmamış Yükü

Zeyneb, bu ciltte yaklaşan felaketi sezen ama o felaketin kendisinden ne isteyeceğini henüz bilmeyen bir kadın olarak durur; çocukların örtüsünü düzelttiği, korkuyla uyanan bir yavrunun yanında kaldığı ve kardeşinin yüzündeki değişimi herkesten önce fark ettiği küçük hareketlerinde, ileride saraylarda yükselecek sesinin ilk ve en sahici kaynağı hazırlanır. O ne korkusunu bütünüyle yitirmiş bir kadındır ne de yaşanacak her şeyi önceden bilen insanüstü bir kahraman; çocukları, hastaları ve kardeşlerini gözeten sıradan bir gündelik dikkatin içinde, kendisine doğru yaklaşan sorumluluğun ağırlığını henüz adlandıramadan taşır.

Kadınların çadırlar içinde sürdürdüğü bu sessiz emek, meydanın gürültüsü kesildiğinde geride kalanların insanlıklarını kaybetmeden ayakta durmasını sağlayan asıl kuvvettir; bir annenin susuz çocuğuna veremediği suyun yerine onun korkusunu hafifletmesi, bir kız kardeşin kendi acısını erteleyerek hastanın başında beklemesi, savaşın dışında kalan tali bir ayrıntı değil, hanenin gerçekte neyle ayakta kaldığının kanıtıdır.

Rey’in Sessizce Ödediği Bedel

Ömer bin Sa‘d’ın içinde büyüyen karanlık, tek bir büyük kötülük kararından doğmaz; bildiği hakikat ile vazgeçemediği menfaat arasında, her defasında menfaati biraz daha koruyan küçük tercihlerin birikiminden doğar. Rey, burada yalnız bir şehir veya bir valilik vaadi olarak durmaz; insanın vicdanıyla arasına koyduğu bütün makamların, güvencelerin ve gelecek hesaplarının ortak adı olarak belirir.

Bir insan doğruyu bütünüyle inkâr etmeden de ona ihanet edebilir; hakikati bildiğini söyleyip onun gerektirdiği bedelden kaçabilir, karşısındakinin masumiyetini kabul ederken kendisine verilen görevi sürdürebilir. Ömer bin Sa‘d’ın trajedisi gerçeği hiç görmemesi değil, gördüğü gerçeğin hayatını değiştirmesine izin vermemesidir; roman, okuru geçmişteki bu ismi yargılamaya değil, kendi hayatında hangi küçük mazeretlerle aynı sükûta razı olduğunu sormaya çağırır.

Geç Kalmış Ama Değersiz Olmayan Bir Dönüş

Hürr’ün hikâyesi, yanlışın içine girdikten sonra dönüş kapısının bütünüyle kapanmadığını, fakat gecikmiş her dönüşün daha ağır bir bedel istediğini gösterir. Onun yaşadığı sarsıntı, geçmişi bir anda silen kolay bir pişmanlık değildir; önünü kestiği kafilenin hangi sona sürüklendiğini gördükçe kendi payıyla yüzleşmesi, emrin arkasına saklanamayacağını kabul etmesi ve yıllardır taşıdığı kumandanlık kimliğini hakikatin önünde bırakmaya razı olmasıdır.

Roman, Hürr’ü geçmişi bütünüyle silinmiş kusursuz bir kahramana çevirmez; çünkü insanın dönüşü, yaptığı yanlışın ağırlığı inkâr edildiğinde değil, o ağırlıkla birlikte doğru tarafa geçebildiğinde anlam kazanır. Bugün pek çok insan hatasının büyüklüğünü dönüşün önünde bir engel sayıp “artık çok geç” cümlesine sığınırken, Hürr’ün attığı adım geç kalmış olmanın dönüşü değersiz kılmadığını, yalnız bedelini ağırlaştırdığını hatırlatır.

Zulmün en kuvvetli zırhı, insanlara yaptıkları şeyin tamamını göstermemesi, her birine yalnız küçük bir görev vererek bütünü görme sorumluluğundan kaçabilecekleri vehmini sunmasıydı; böylece biri yayı geriyor, biri oku uzatıyor, biri hedefi gösteriyor ve sonunda öldürülen insanın kanı herkesin önünde durduğu hâlde hiç kimse kendisini onun ölümünün tam sahibi saymıyordu.

Aynı Sofranın Unutmadığı Adam

Cevn’in aynı sofranın hakkını gözetmesi, bu anlatının en derin eşitlik sahnelerinden birini taşır; çünkü insanın değeri teninin rengiyle, kölelikten gelip gelmediğiyle veya tarihin kendisine ne kadar yer ayırdığıyla belirlenmez. Yıllarca başkalarının gözünde tali bir yerde tutulmuş bir insan, kendi sadakati ve iradesiyle tarihin merkezine yürüyebilir; buna karşılık soyu ve kalabalığı güçlü olan biri, başkasının hakkını çiğnediği anda kendi insanlığından uzaklaşabilir.

Aynı ekmeği paylaşmak, yalnız sofraya oturmak değildir; tehlike geldiğinde de karşındakini aynı haysiyet içinde görebilmektir. Kerb-û-Belâ’nın bu cildi, Cevn’in adında kimsenin hatırlamaya mecbur olmadığı bir sadakati hatırlanır kılarak, okura kimin unutulup kimin unutulmaması gerektiğine dair sessiz bir ölçü bırakır.

Akîl Hanesinin Peş Peşe Sönen Sesleri

Dördüncü cildin sonunda Akîl hanesinden peş peşe eksilen sesler, henüz acının tamamlandığını değil, hanenin önünde daha ağır bir eşiğin açıldığını gösterir. Ali Ekber’in bedeni çadırların önüne bırakıldığında, Hüseyin’in oğlunun yüzündeki toprağı silmek için uzattığı el, savaşın açtığı yaraların hangisine dokunsa yeniden acı verecekmiş gibi bir tereddütle durur; ölümün bedendeki acıyı artık susturduğunu bilen akıl ile bunu kabul edemeyen bir baba eli arasında kalır.

Abdullah, Cafer ve Abdurrahman’ın art arda toprağa düşüşü, aynı haneden çıkmış olsalar da tek bir kahramanlık kalıbına sığdırılmaz; her biri kendi mizacı, kendi bağı ve kendi seçtiği yerle şehadete yürür. Hüseyin’in üç bedenin önünde durup onları birbirinin tekrarı saymaması, Kerbelâ’nın acısını tek bir örnek üzerinden kolay bir hikâyeye indirmek yerine, her insanın kendi hakikatini kendi ölçüsüyle yazdığını gösterir.

Bu cilt kendi içinde bir eşikte kapanır; fakat kapanan sayfanın ardında henüz söylenmemiş vedalar ve tarihin kılıçtan söze geçeceği daha büyük bir yüzleşme beklemeye devam eder. Okura düşen, bu bekleyişi yalnızca izlemek değil, kendi hayatında hangi imkânı esirgediğini, hangi menfaati hakikatin önüne koyduğunu ve hangi dönüşü geciktirdiğini bu sayfaların ışığında bir kez daha tartmaktır.

Bu Ciltte Karşılaşacağınız On İki Eşik

  • Tövbenin Kanla Tamamlandığı Yer
  • Bir Dostun Nefesine Bırakılan Ahit
  • Kur’an Okuyan Ömrün Son Ayeti
  • Kardeşliğin İkiye Bölündüğü Meydan
  • Okların Üzerinde Taşınan İsim
  • Bir Bedenin Açtığı Secde Yolu
  • Göğün Vaktine Ayarlı Bir Ömür
  • Aynı Sofranın Unutmadığı Adam
  • Kûfe’den Kerbelâ’ya Yürüyen Ahit
  • Dönüşün Vardığı Son Kapı
  • Resûlullah(sav)’ın Yüzü Meydana Çıkarken
  • Bir Oğulun Ardından

Bölüm başlıkları, eserin bölüm sırasını takip eder; sahnelerin kendisi burada anlatılmaz, yalnızca kapıları gösterilir.

Başlarken’den

Bazı yolculuklar, insanın vardığı menzille değil, o menzile yaklaşırken içinde hangi hakikatin ağırlaştığıyla anlaşılır; çünkü yolun başında henüz ihtimal olarak duran ayrılıklar, verilen sözler, ertelenen korkular ve bir gün karşılaşılacağı bilinen bedeller, mesafe azaldıkça görünmez bir yük olmaktan çıkarak insanın yüzüne, sesine, yürüyüşüne ve en küçük davranışına kadar sirayet eder. Elinizde tuttuğunuz bu dördüncü cilt, artık yolun, bekleyişin ve yaklaşan felaketin uzaktan görüldüğü yerde değil; susuzluğun çocukların dudaklarına, korkunun annelerin bakışlarına, kararların insanların bedenlerine ve ölümün çadırların gölgesine kadar ulaştığı eşikte başlamaktadır.

Elinizdeki cilt, okurdan yalnız üzülmesini istememektedir; çünkü hüzün, vicdana ulaşmadığında insanı kısa süreliğine sarsar, ardından hayatın alışkanlıkları içinde etkisini kaybeder. Bu sayfalarda karşılaşacağınız her insanı yalnız ölümüne doğru yürüyen tarihî bir isim olarak değil, sizin gibi sevdikleri bulunan, yaşamak isteyen, korkan, tereddüt eden ve yine de bir seçim yapmak zorunda kalan insan olarak görmeniz gerekmektedir. Onların büyüklüğü size kendi küçüklüğünüzü hissettirmek için değil, insan olmanın bütün kırılganlığı içinde başka türlü davranabilmenin mümkün olduğunu göstermek için anlatılmaktadır.

Çünkü şehadet, toprağa düşen bedenle; şahitlik ise hakikati unutmayan vicdanla devam eder.

Hikâyenin Ardını Merak Edenler İçin

Dördüncü cildin kapandığı eşikten sonrası, aynı sadakatle Kerb-û-Belâ Romanı 5. Cilt: Kılıçların Susturamadığı Hakikat’te sürmektedir. Bu ciltten devam etmek isteyen okur için eseri edinme, ön izleme ve dinleme bağlantıları aşağıdadır.

TESLİMAT
 
Ürünü sipariş verdiğiniz gün saat 18:00 ve öncesi ise siparişiniz aynı gün kargoya verilir ve ertesi gün teslim edilir.

Eğer kargoyu saat 18:00`den sonra verdiyseniz ürününüzün stoklarda olması durumunda ertesi gün kargolama yapılmaktadır.
Benzer Ürünler
Yükleniyor...