EKRANIN ARKASINDA KAYBOLAN ÇOCUK

WHATSAPP İLE SİPARİŞ VER
Hızlı Gönderi
Güvenli Alışveriş
İade ve Değişim
Yazılmakta Olan Eser

Ekranın Arkasında Kaybolan Çocuk Dijital çağda aile, eğitim, mah­remiyet ve ruh terbiyesi üzerine derin bir insanlık kitabı

Ekranın Arkasında Kaybolan Çocuk, çocuğun yalnızca telefon, tablet, bilgisayar, oyun, sosyal medya veya dijital içerikler yüzünden kaybolmadığını; asıl kaybın, çocuğun ruhuna rehberlik edecek aile sıcaklığının, sabırlı dinleyişin, güvenli bağın, mah­remiyet terbiyesinin, vicdan inşasının, anlam duygusunun ve insan olma ahlâkının zayıflamasıyla başladığını anlatan geniş soluklu bir aile, eğitim ve vicdan kitabıdır.

50Planlanan bölüm
450–550Hedeflenen sayfa
10Ana kısım
5Her kısımda bölüm

Çocuk ekranın içinde kaybolmadan önce çoğu zaman evin içinde duyulmamış bir emanete dönüşür

Bu kitap, ekran meselesini yalnız teknik bir ba­ğım­lı­lık başlığına, süre kısıtlamasına, cihaz kontrolüne veya dijital içerik endişesine indirgemez; çocuğun ekrana neden sığındığını, ekranın bazen oyun değil kaçış, bazen eğlence değil yalnızlık örtüsü, bazen de ailesinin veremediği dikkatin sahte bir ikamesi hâline geldiğini, çocuğun ruhuna açılmayan yerlerin nasıl yavaş yavaş parlak ekranlar tarafından doldurulduğunu anlatır.

Ekranın Arkasında Kaybolan Çocuk, tek­no­loji düşmanlığı yapmadan, fakat tek­no­lojinin çocuğun kalbini, dikkatini, mah­remiyetini, merhametini, sabrını, dilini, hayâ duygusunu, aile bağını ve kendilik algısını al­go­rit­maların insafına bırakmasına razı olmadan konuşur; çünkü mesele ekranı bütünüyle şey­tan­laştırmak değil, çocuğun ruhunu insansız, rehbersiz ve korumasız bir dijital akışa teslim etmemektir.

Çocuk ekranın içinde kaybolmadan önce çoğu zaman evin içinde duyulmamış, okulda yalnızca başarıya indirgenmiş, toplumda korunmamış, ailede aceleyle sus­turul­muş ve yetişkinlerin yorgun dünyasında ruhuna yer açılmamış bir emanet hâline gelir.

Çocuk ekranda değil, önce evde kaybolur

Kitabın ilk kapısı, çocuğun ekrana bağlanmasını yalnız onun merakı, iradesizliği veya çağın kaçınılmaz alışkanlığı olarak değil, evin içindeki duyulmama, görülmeme, aceleyle sus­turul­ma, sorularının geçiş­tirilmesi, duygularının küçüm­senmesi, merakının yorucu görülmesi ve yetişkinlerin kendi yorgunlukları içinde çocuğun ruhuna yer açamaması üzerinden okur.

Çocuk sus­turul­dukça ekran konuşmaya başlar; evde cevap bulamayan soru, parlak bir ekranda cevaba benzeyen bir akış bulur, görülmeyen çocuk dijital dünyada görünür olmak ister, beğeni, oyun puanı, takipçi, avatar, profil, yorum ve dijital kimlik üzerinden fark edilme ihtiyacını tamamlamaya çalışır.

Bu eser, evin yalnız yatılan, yemek yenilen, ders çalışılan ve faturası ödenen bir mekân olmadığını; çocuğun güven, aidiyet, sevgi, sınır, dua, sohbet, örneklik ve anlam duygusunu aldığı ilk manevi yurt olduğunu hatırlatır.

Dijital çağın yalnız çocukları

Bu kitap, çocukların kalabalık dijital ağlar içinde nasıl yal­nız­laştığını, sürekli bağlantı hâlinde olmalarına rağmen gerçek bağdan nasıl mahrum kalabildiğini, arkadaş listeleri, oyun grupları, mesajlaşmalar, sosyal medya etkileşimleri ve çevrim içi kalabalıkların çocuğa her zaman sahici yakınlık vermediğini derin bir aile ve eğitim diliyle işler.

Dijital oyunlarda güçlü, etkili, hızlı, başarılı ve kontrol sahibi hisseden çocuk, gerçek hayatta başarısızlık, bekleme, sınır, emek ve hayal kırıklığı karşısında daha kı­rıl­gan hâle gelebilir; avatarın cesareti, çocuğun içindeki korkuyu örtebilir, sahte özgüven ve dijital kimlik denemeleri, gerçek hayatta kendisini ifade etmekte zorlanan çocuğun sığındığı yeni maskelere dönüşebilir.

Takip edilen ama anlaşılmayan çocuk, izlenmenin anlaşılmak olmadığını, görüntüsünün beğenilmesinin kalbinin duyulması anlamına gelmediğini ve dijital kalabalığın çocuğun ruhundaki aidiyet, güven, sevgi, anlam ve değer ihtiyacını tek başına dolduramayacağını gösteren çağın en hüzünlü aynalarından biridir.

Eserin ana damarları

Birinci Kısım

Çocuk Ekranda Değil, Önce Evde Kaybolur

Ekran meselesi yalnız teknik bir ba­ğım­lı­lık olarak değil; aile iklimi, ilgisizlik, yorgunluk, duyulmama, evin içinde görülmeme ve çocuğun ruhuna açılmayan yerler üzerinden ele alınır.

İkinci Kısım

Dijital Çağın Yalnız Çocukları

Çevrim içi kalabalıkların içinde içten içe yal­nız­laşan, oyunun içinde kahraman fakat hayatın içinde kı­rıl­gan kalan, avatarların arkasında kendi korkusunu saklayan ve takip edildiği hâlde anlaşılmayan çocuk anlatılır.

Üçüncü Kısım

Dikkatini Kaybeden Çocuk, Derinliğini de Kaybeder

Dikkat dağılması, hız kültürü, kısa içerik alışkanlığı, sabırsızlık, öğrenme zorluğu, kitapla bağın zayıflaması ve tefekkür kaybı, çocuğun kalp derinliğiyle birlikte okunur.

Dördüncü Kısım

Sevilmeyen Çocuğun Büyümeyen Kalbi

Sevgi eksikliğinin çocukta yalnız hüzün değil, yetişkinlikte de süren de­ğer­siz­lik, onay ba­ğım­lı­lığı, terk edilme korkusu, öfke, bağlanma zorluğu ve kendini ispat yorgunluğu doğurabileceği işlenir.

Beşinci Kısım

Vicdanını Kaybeden Toplumun Çocukları

Çocukların kabalaşması, du­yarsız­laşması, alaycılaşması ve aceleci hâle gelmesi yalnız onların kişisel kusuru olarak değil, yetişkinlerin kurduğu merhametsiz dünyanın çocukta yankılanması olarak okunur.

Altıncı Kısım

Okul, Öğretmen ve Ruh Terbiyesi

Okulun yalnız akademik başarı merkezi değil, insan yetiştirme mekânı olduğu; öğretmenin çocuğun hayatında unutulmayan bir cümle, bir bakış, bir adalet ve bazen de yıllar sonra bile kalpte kalan bir iz olduğu anlatılır.

Yedinci Kısım

Mah­remiyet, Beden ve Dijital Teşhir

Çocuğun mah­remiyetinin anne babanın beğeni alanı olmadığı, dijital izlerin çocuğun geleceğine bırakılmış sessiz kayıtlar hâline gelebileceği ve hayânın çocuğu dünyadan korkutmak değil, kendine saygı duymayı öğretmek olduğu işlenir.

Sekizinci Kısım

Aile Sofrası, Dua ve Çocuğun İç Yurdu

Aile sofrasının, duanın, ev içi dilin, merhametle kurulan Allah tasavvurunun ve sevgiyle sınırın birlikte çocuğun iç yurdunu nasıl inşa ettiği sıcak, onarıcı ve manevi bir dille anlatılır.

Dokuzuncu Kısım

Yetişkinlerin Çocuk Karşısındaki Hesabı

Çocukların kaybından önce yetişkinlerin ihmali, toplumun suskunluğu, kurumların so­rum­luluğu, aile içi kavganın çocuğun ruhunda yıktıkları ve çocuğu korumayan toplumun kendi vicdanını da koruyamayacağı anlatılır.

Onuncu Kısım

Çocuğu Yeniden İnsana, Aileye ve Anlama Döndürmek

Çocuğu ekrandan önce kalbe çağırmak, yasağın yerine insan sıcaklığı koymak, yeniden bakmayı öğrenmek ve her çocuğun kalbine hâlâ geç kalınmadan varılabileceğini göstermek kitabın onarıcı finalini kurar.

Dikkatini kaybeden çocuk, derinliğini de kaybeder

Bu kitapta dikkat meselesi yalnız ders başarısı, sınav per­for­mansı veya sınıf içi uyum olarak değil; çocuğun bir insana, bir kitaba, bir duaya, bir acıya, bir güzelliğe ve kendi iç sesine yoğunlaşabilme gücü olarak ele alınır.

Kısa videoların hızlı, renkli ve sürekli değişen akışı, çocuğun bekleme, düşünme, derinleşme ve anlamı sindirme kabiliyetini zayıflatabilir; çocuk güldüğünü, eğlendiğini ve vakit geçirdiğini sanırken, bazen iç dünyası daha yüzeysel, dikkat alanı daha parçalı ve duygu dünyası daha sabırsız hâle gelebilir.

Sabretmeyi öğrenmeyen çocuk hayatı taşımakta zorlanır; çünkü hayat, ekran gibi hemen cevap vermez, her isteği anında karşılamaz, her acıyı hızlıca geçirmez ve her emeği birkaç saniyede sonuca ulaştırmaz.

Sevilmeyen çocuğun büyümeyen kalbi

Eserin en derin iç omurgalarından biri, sevgi eksikliğinin çocukta yalnız hüzün değil, yetişkinlikte de süren de­ğer­siz­lik, onay ba­ğım­lı­lığı, terk edilme korkusu, öfke, bağlanma zorluğu, kendini ispat etme yorgunluğu ve sevgiye inanmakta zorlanma gibi ağır izler bırakabileceğini anlatır.

Başarıyla sevilen çocuk başarısızlıktan korkar; not, sınav, derece, usluluk, itaat ve aile onayı üzerinden sevgiyle başarıyı birbirine karıştıran çocuk, zamanla kendi varlığının değil, per­for­mansının sevildiğini zannedebilir.

Kıyaslanan çocuk kendi yüzüne küser; kardeş, akraba, komşu çocuğu, sınıf arkadaşı veya sosyal medya üzerinden sürekli ölçülen çocuk, zamanla kendisini kendi yaradılış hakikati içinde değil, başkasının gölgesi altında eksik bir varlık gibi görmeye başlayabilir.

Bir çocuğun kalbi kırıldığında geleceği de çatlar; çünkü çocukluk yaraları yalnız çocuklukta kalmaz, yetişkin ilişkilerinde güven sorunu, içe kapanma, öfke patlamaları, de­ğer­siz­lik hissi ve sevgiye inanmakta zorlanma olarak yeniden görünür.

Vicdanını kaybeden toplumun çocukları

Bu kitap, çocuğu yalnız aile içinde değil, toplumun genel ahlâk iklimi içinde de okur; çünkü çocuklar büyüklerin sakladığı ahlâkı değil, yaşadığı ahlâkı öğrenir, evde, okulda, sokakta, medyada ve dijital dünyada tekrar tekrar gördükleri davranışları kendi hayatlarının doğal dili zannetmeye başlar.

Merhameti öğretilmeyen çocuk gücü yanlış anlar; zorbalık, akran baskısı, küçük düşürme, sosyal medya alayı, okul içi dışlama ve başkasını ezerek güç kazanma alışkanlığı, çocuğun yalnız bireysel kabalığı değil, yetişkin dünyanın merhametsiz dilinin çocuk kalbinde çoğalmasıdır.

Kul hakkını bilmeyen çocuk dijital dünyada da hudut tanımaz; izinsiz görüntü paylaşma, siber zorbalık, oyun içi hile, emek hırsızlığı, hakaret dili ve sanal ortamda başkasının haysiyetini kolayca zedeleme alışkanlığı, ahlâkın ekran dışında kalamayacağını gösterir.

Okul, öğretmen ve ruh terbiyesi

Bu eserin eğitimci yüreğine en çok yaslanan damarlarından biri, okulun yalnız akademik başarı merkezi değil, insan yetiştirme mekânı olduğunu güçlü biçimde anlatır; çünkü eğitim sistemi bilgi yükleme, sınav hazırlama ve per­for­mans ölçme ile sınırlı kaldığında, çocuğun vicdan, karakter, so­rum­luluk, adalet ve insan sevgisi bakımından beslenmesi eksik kalır.

Öğretmen, çocuğun hayatında unutulmayan bir cümledir; bir bakış, bir takdir, bir adil davranış, bir küçümseme, bir incitici söz veya tam zamanında söylenmiş bir güven cümlesi, yıllar sonra bile çocuğun ruhunda yaşamaya devam edebilir.

Disiplin, çocuğun onurunu kırmadan sınır koyabilmektir; çocuk sınır ister, fakat o sınır onun insanlık haysiyetini zedelemeden, onu utandırmadan, ezmeden ve sevgiden mahrum bırakmadan kurulmalıdır.

Mah­remiyet, beden ve dijital teşhir

Kitabın en hassas damarlarından biri, çocukların mah­remiyetinin aileler, sosyal medya, akran çevresi ve dijital platformlar tarafından nasıl tehdit edildiğini işler; çünkü çocuğun fotoğrafları, başarıları, özel hâlleri, duygusal anları ve mah­remiyet alanları anne babanın beğeni alanı değildir.

Bedenini erken fark ettirilen çocuğun ruhunda geç kapanan yaralar açılabilir; erken cin­sel­leş­tirme, görünüş baskısı, kıyafet, beğenilme arzusu, beden kıyasları ve çocuğun masumiyet alanının daralması, yalnız bugünün değil, çocuğun gelecekte kendisiyle kuracağı ilişkinin de meselesidir.

Hayâ, çocuğu dünyadan korkutmak değil, kendine saygı duymayı öğretmektir; çocuğun kendi varlığını ucuzlatmaması, başkasının varlığını me­ta­laş­tır­maması, bedenine, sözüne, davranışına ve başkasının mah­remiyetine hürmet etmesi, baskıyla değil değer duygusuyla kazandırılması gereken derin bir insanlık terbiyesidir.

Aile sofrası, dua ve çocuğun iç yurdu

Bu kitap, çocuğun yalnız teknik sınırlara değil, sevgiyle kurulmuş manevi bir eve ihtiyaç duyduğunu anlatır; aile sofrası yalnız yemek yenilen bir yer değil, çocuğun konuşmayı, dinlenmeyi, görülmeyi, paylaşmayı, beklemeyi ve aileye ait olmayı öğrendiği sıcak bir insanlık mekânıdır.

Evde dua varsa çocuk dünyanın sertliğine karşı daha yalnız kalmaz; dua, çocuğa yalnız dinî bir ritüel olarak değil, güven, teslimiyet, acziyet, şükür, sabır ve manevi bağ duygusu veren bir ev iklimi olarak sunulur.

Çocuğun kalbine Allah korkuyla değil, merhametle tanıtılmalıdır; çocuğun dinle ilk ilişkisi tehdit, ceza, ayıp ve korku üzerinden değil, sevgi, emanet, şükür, merhamet, adalet ve güven üzerinden kurulmalıdır.

Çocuğun iç yurdu sevgiyle, sınırla ve dua ile kurulur; çocuk sadece sevgiyle şımarmamalı, sadece sınırla sertleşmemeli, sadece nasihatle yorulmamalı, sevgi, sınır ve dua birlikte onun iç dünyasında güvenli bir yurt inşa etmelidir.

Yetişkinlerin çocuk karşısındaki hesabı

Kitabın daha ağır ve hesaplaşmacı damarlarından biri, çocukların kaybından önce yetişkinlerin ihmali, toplumun suskunluğu ve kurumların so­rum­luluğu üzerinde durur; çünkü çocuklar bizim yalnız geleceğimiz değil, bugünkü emanetimizdir ve onları sürekli ileride işe yarayacak bir potansiyel gibi görmek, bugün korunması gereken kalplerini, ruhlarını ve haysiyetlerini ertelemek anlamına gelir.

Bir çocuğun gözünden düşen yetişkin, bir dünyayı da düşürür; çocuk güven duyduğu yetişkinlerden ihmal, adaletsizlik, yalan, şiddet, tutarsızlık veya sevgisizlik gördüğünde yalnız o kişiye değil, hayata, insanlara ve bazen kendi değerine dair güvenini de kaybedebilir.

Çocuğun önünde tartışırken onun ruhunda ne yıktığımızı çoğu zaman bilmeyiz; aile içi kavga, hakaret, tehdit, boşanma gerilimi, ekonomik stresin çocuğa taşınması ve çocuğun yetişkinlerin çatışmasında görün­mez biçimde ezilmesi, ekran meselesinden çok daha derin bir aile yarası olarak karşımıza çıkar.

Bir toplum çocuğu korumuyorsa kendi vicdanını koruyamaz; çünkü çocuk istismarı, ihmal, yoksulluk, savaş, göç, eğitim eşitsizliği ve sokakta büyüyen çocuklar yalnız ailelerin değil, bütün bir toplumun ortak hesabıdır.

Çocuğu yeniden insana, aileye ve anlama döndürmek

Son kısım, kitabı suçlayıcı bir kapanışa değil, sahici bir aile, eğitim ve vicdan seferberliğine taşır; çünkü çocuğu ekrandan önce kalbe çağırmak, ekran sınırlaması yapmadan önce ona gerçek ilgi, güvenli bağ, sevgi, oyun, sohbet, so­rum­luluk ve anlam alanı açmak gerekir.

Yasak tek başına yetmez; ekranın yerine insan sıcaklığı, aile zamanı, spor, sanat, kitap, üretim, sohbet, so­rum­luluk ve manevi iklim koymak gerekir, çünkü çocuk yalnız elinden alınan şeyi değil, yerine konulan hayatı da görmek ister.

Yetişkinin çocuğa not, davranış, ekran süresi, başarı ve problem üzerinden değil; insan, emanet, kalp, yara, ihtiyaç ve gelecek üzerinden yeniden bakmayı öğrenmesi, kitabın en önemli onarım çağrılarından biridir.

Bu kitap kime sesleniyor?

Ekranın Arkasında Kaybolan Çocuk, çocuğunu yalnız ekran süresiyle değil, kalbinin duyulup duyulmadığıyla, evin içinde gerçekten görülüp görülmediğiyle, okulda yalnız başarıya indirgenip indirgenmediğiyle, dijital dünyada mah­remiyetinin korunup korunmadığıyla, aile sofrasında kendisine yer açılıp açılmadığıyla ve yetişkinlerin yorgun dünyasında ruhuna ne kadar alan bırakıldığıyla düşünmek isteyen anne babalara, öğretmenlere, aile büyüklerine ve çocuk meselesini insanlık meselesi olarak gören herkese seslenmektedir.

Bu eser, okurunu ekranı bütünüyle suçlamaya değil, çocuğun ekrana neden bu kadar muhtaç kaldığını görmeye; yalnız yasak koymaya değil, yerine insan sıcaklığı koymaya; yalnız çocuğu düzeltmeye değil, evi, dili, sofrayı, okulu, mah­remiyet anlayışını, dua iklimini ve yetişkin so­rum­luluğunu yeniden düşünmeye çağırır.

Ekranın Arkasında Kaybolan Çocuk, tamamlandığında yalnız bir “çocuk ve ekran” kitabı olarak değil; modern ailenin, eğitim sisteminin, dijital kültürün ve vicdanını yitiren toplumun ortasında çocuğu yeniden emanet bilinciyle görmeye çağıran derin, sahici ve güçlü bir insanlık kitabı olarak okurun karşısına çıkacak, bir çocuğun kalbini kurtarmanın yalnız bir aile meselesi değil, bir çağın kalpsizleşmesine karşı verilmiş büyük bir vicdan cevabı olduğunu hatırlatacaktır.

TESLİMAT
 
Ürünü sipariş verdiğiniz gün saat 18:00 ve öncesi ise siparişiniz aynı gün kargoya verilir ve ertesi gün teslim edilir.

Eğer kargoyu saat 18:00`den sonra verdiyseniz ürününüzün stoklarda olması durumunda ertesi gün kargolama yapılmaktadır.
Yükleniyor...