HER FİRAVUN ÖNCE İÇİMİZDE BÜYÜR

WHATSAPP İLE SİPARİŞ VER
Hızlı Gönderi
Güvenli Alışveriş
İade ve Değişim
```
Yazılmakta Olan Eser

Her Firavun Önce İçimizde Büyür Hz. Musa (as) ve Firavun kıssası ekseninde iktidar, kibir, hakikat, korku, özgürlük ve içsel hicret üzerine büyük bir vicdan kitabı

Her Firavun Önce İçimizde Büyür, Hz. Musa (as) ile Firavun kıssasını yalnızca tarihin eski zamanlarında yaşanmış bir iman, zulüm, mucize ve kurtuluş hadisesi olarak değil; insanın kendi içinde büyüttüğü iktidar arzusunu, hakikate karşı direncini, nefsini ilahlaştırma eğilimini, gücü emanet değil mülk sayma hastalığını, uyarıya rağmen değişmemekte ısrar eden iç karanlığını ve sonunda kendi kalbinde boğulduğu Kızıldeniz’i anlamak için kurulmuş büyük bir iç muhasebe kitabı olarak ele almaktadır.

50Planlanan bölüm
450–550Hedeflenen sayfa
10Ana kısım
5Her kısımda bölüm

Her Firavun önce büyük saraylarda değil, insanın sorgulanmaz sandığı nefsinde büyümeye başlar

Bu eser, Firavun’u yalnızca saraylarda, tahtlarda, ordularda, emirlerde, zulüm düzenlerinde ve tarih kitaplarında aramaz; insanın kendi evinde, kendi dilinde, kendi öfkesinde, kendi haklılık iddiasında, kendi kırdığı kalplerin karşısında, kendi gücünü kötüye kullandığı küçük alanlarda, kendi nefsini sorgulatmadığı noktalarda ve kendi içindeki “ben bilirim, ben hükmederim, ben istersem olur” karanlığında da arar.

Her Firavun Önce İçimizde Büyür, Hz. Musa (as) kıssasını klasik tefsir iddiasına girmeden, Kur’ânî vakarı, peygamber edebini, vahyin ciddiyetini ve kulluk hassasiyetini koruyarak; fakat insan psikolojisi, aile ilişkileri, liderlik, iktidar, özgürlük, zulüm, korku, büyülenmiş toplumlar, sahte ilahlar, suskun kalabalıklar, hakikat karşısında kibir, mazlumun duası, denizin yarılması, içsel hicret ve kalbin özgürleşmesi gibi çağdaş yaralarla birlikte okur.

Her Firavun önce büyük saraylarda değil, insanın kendi nefsini sorgulanmaz sandığı, gücünü emanet değil mülk bildiği, hakikati duyduğu hâlde kalbini mühürlediği ve başkasının hayatı üzerinde hüküm kurmayı kendine hak gördüğü o karanlık iç odada büyümeye başlar.

İnsanın içinde büyüyen Firavun

Kitabın ilk kapısı, Firavun’un yalnız Mısır’ın saraylarında değil, insanın kendi benliğinde, kendi küçük iktidar alanlarında, kendi sorgulanmazlık arzusunda ve nefsini hakikatin yerine koyduğu her yerde yeniden doğduğunu anlatır.

İnsan kendisini sorgulanmaz gördüğü, başkasının hakkını kendi isteğine feda ettiği, gücünü emanet değil mülk saydığı ve hakikatin karşısında eğilmek yerine hakikati kendi isteğine eğmeye çalıştığı anda, içindeki Firavun’un ilk nefesi duyulmaya başlar.

Nefis kendi tahtını kurduğunda insan kendi arzusunu ölçü, öfkesini hüküm, menfaatini adalet, korkusunu güvenlik, kibrini vakar ve üstünlük duygusunu hakikat sanabilir; bu yüzden kalbin sarayı yıkılmadan insan gerçekten özgürleşemez.

Firavun’un sarayı, gerçeği duymayı engelleyen duvarlara dönüşebilir

Bu kitapta saray yalnız fizikî bir mekân değil, insanın etrafında kurduğu dalkavuk çevre, alkış duvarı, çıkar ilişkileri, kendisine acı hakikati söylemeyen yakınlar ağı ve gerçeğin içeri girmesini engelleyen sahte dokunulmazlık alanı olarak da ele alınır.

Her alkış insanı hakikate yaklaştırmaz; beğeni, takipçi, unvan, makam, kalabalık desteği ve görünür güç insanı haklı yapmaz, yalnızca nefsin kendisini daha kolay aldatabileceği geniş bir sahne kurabilir.

Emreden dilin kaybettiği merhamet, kalbin Firavunlaşmasının ilk görünen işaretlerinden biridir; çünkü insan sürekli buyuran, aşağılayan, susturan ve başkasının varlığını kendi iradesine bağlayan bir dile alıştığında, artık karşısındaki insanı emanet değil, hükmedilecek alan olarak görmeye başlar.

Eserin ana damarları

Birinci Kısım

İnsanın İçinde Büyüyen Firavun

Firavun’un yalnız tarihî bir şahsiyet değil, insanın içinde büyüyebilen bir iktidar gölgesi olduğu; nefsin kendi tahtını kurduğu yerde kalbin nasıl esir düştüğü anlatılır.

İkinci Kısım

Firavun’un Sarayı: Gücün İnsan Ruhunu Kör Etmesi

Güç, makam, servet, itibar, çevre, alkış, emir verme alışkanlığı ve insanın kendi etrafında kurduğu sahte dokunulmazlık alanı, ahlâkî bir imtihan olarak işlenir.

Üçüncü Kısım

Musa’nın Doğduğu Yer: Zulmün İçinden Yükselen Hakikat

Hz. Musa’nın (as) doğumu, çocukların öldürülmesi, annenin korkusu, nehre bırakılan emanet, sarayda büyüyen kader ve zulmün kendi sonunu hazırlaması sembolik bir derinlikle ele alınır.

Dördüncü Kısım

Musa’nın İç Yolculuğu: Korku, Pişmanlık ve Çağrılma

Pişmanlık, Medyen, kuyu başında başlayan yeni sayfa, güç ve edep, sürgünde olgunlaşma ve insanın çağrılmadan önce içerde hazırlanması anlatılır.

Beşinci Kısım

Tûr Dağı: İnsanın Hakikatle Baş Başa Kaldığı Yer

Tûr tecrübesi, ateş, vahiy, ayakkabılarını çıkarmak, asa, dil düğümü ve Harun desteği, insanın hakikatle baş başa kaldığı iç zirve olarak işlenir.

Altıncı Kısım

Firavun’un Karşısına Çıkmak

Korkuya rağmen yürümek, hakikati zalimin yüzüne söylemek, Firavun’a bile yumuşak sözle gidilmesi emri, tebliğ edebi ve zulme karşı insan kalmak derinleştirilir.

Yedinci Kısım

Büyücüler, Kalabalıklar ve Aldatılan Toplum

Firavun düzeninin yalnız bir kişiden ibaret olmadığı; büyücüler, danışmanlar, alkışlayan kalabalıklar, korkuyla susanlar ve hakikati görünce değişenler üzerinden toplum psikolojisi anlatılır.

Sekizinci Kısım

İçimizdeki İsrailoğulları

Zulümden çıkan insanın içinde kalan kölelik alışkanlıkları, şikâyet dili, mucizeye rağmen nankörlük ve özgürlüğün ahlâkî sorumluluğu işlenir.

Dokuzuncu Kısım

Denizin Yarılması: İmkânsızın Eşiğinde Teslimiyet

Arkada Firavun, önde deniz, “Rabbim benimledir” güveni, mucize, geçiş, boğulma ve insanın kendi Kızıldeniz’i üzerinden teslimiyetin en çıplak eşiği kurulur.

Onuncu Kısım

İçimizdeki Firavun’u Aşmak ve Musa’nın Yoluna Girmek

İnsan kendi içindeki Firavun gölgesini tanımaya, içsel hicrete, tövbeye, emanet bilincine, özgürleşmeye ve Musa’nın yoluna doğru yürümeye çağrılır.

Musa’nın doğduğu yer, zulmün içinden yükselen hakikattir

Bu kitapta Hz. Musa’nın (as) doğumu, Firavun’un çocukları hedef alan korkusu, annenin kalbindeki teslimiyet, nehre bırakılan emanet ve sarayda büyüyen kader üzerinden okunur; çünkü zulüm çoğu zaman masumiyetten, gelecekten ve Allah’ın takdirinden korkar.

Bir annenin çocuğunu suya bırakması sıradan bir terk ediş değil, bütün sebepler tükendiğinde Allah’ın emrine sığınmanın en ağır ve en mahrem hâllerinden biridir.

Firavun’un öldürmek istediği hakikatin kendi sarayında büyümesi, insan ne kadar plan yaparsa yapsın Allah’ın takdirini kuşatamayacağını anlatan büyük bir semboldür.

Tûr, insanın hakikatle baş başa kaldığı yerdir

Tûr bu eserde yalnız coğrafi bir mekân değil, insanın hayatında hakikatle baş başa kaldığı, kaçamayacağı, susamayacağı, kendisini kandıramayacağı ve ilahî çağrının kalbine dokunduğu derin bir eşik olarak anlatılır.

“Ayakkabılarını çıkar” emri, insanın kutsal bir çağrıya yaklaşırken nefsin kirini, dünyanın tozunu, kibrin ağırlığını ve alışılmış güvenliklerini eşikte bırakması gerektiğini hatırlatan güçlü bir iç semboldür.

Asa, insanın sıradan gördüğü imkânların Allah’ın emriyle bambaşka bir anlam kazanabileceğini gösterir; insan elindekini küçümsememeli, fakat elindekini kendi kudretinin kaynağı da sanmamalıdır.

Hz. Musa’nın “dilimdeki düğümü çöz” duası, hakikati taşıma sorumluluğu karşısında insanın yetersizlik hissini saklamadan Allah’tan yardım isteme edebidir.

Yumuşak söz, hakikatin zayıflığı değil edebidir

Firavun’un karşısına çıkmak yalnız tarihî bir hadise değil, insanın kendi korkularının, bağımlılıklarının, iktidar sahiplerinin, aile içi baskıların, toplumsal suskunlukların ve içindeki tahakküm arzusunun karşısına çıkmasıdır.

Gerçek cesaret korkmamak değil, Allah’ın çağrısı geldiğinde korkuya teslim olmamaktır; bu yüzden Hz. Musa’nın korku beyanı, korkusuzluk gösterisi değil, Allah’a güvenerek korkuya rağmen yürüme ahlakıdır.

Firavun’a bile yumuşak sözle gidilmesi, hakikati savunurken dilin zulme benzememesi, doğruyu söylerken nefsin araya girmemesi ve adalet ararken insanlığın kaybedilmemesi gerektiğini gösterir.

Büyücüler, kalabalıklar ve aldatılan toplum

Bu kitapta Firavun düzeni yalnız bir kişinin zulmü olarak değil; onu alkışlayan, ondan korkan, ondan nemalanan, susan, görmezden gelen ve hakikati kendi rahatına tehdit sayan kalabalıklarla ayakta duran geniş bir karanlık düzen olarak ele alınır.

Büyücüler, hakikati mesleğe, bilgiyi gösteriye, algıyı güce ve mahareti iktidarın aracına çeviren insan tipinin sembolüdür; fakat hakikati görünce dönebilme cesaretinin de kapısını açarlar.

Dün yanlış yerde duran insanın bugün hakikati gördüğünde dönebilmesi, rahmetin büyük kapılarından biridir; bu sebeple kitap, insanı geçmişte durduğu yerle mahkûm etmek yerine, hakikati gördüğünde nasıl bir cesaret göstereceğiyle yüzleştirir.

Kurtulmak yetmez, özgürleşmek gerekir

Eser yalnız Firavun eleştirisiyle kalmaz; zulümden çıkan insanın içinde kalan kölelik alışkanlıklarını, şikâyet dilini, mucizeye rağmen nankörlüğü ve özgürlüğün ahlâkî sorumluluğunu da anlatır.

Kölelik sadece zincirde değil, alışkanlıkta da yaşar; insan dış baskıdan kurtulsa bile iç korkularından, eski bağımlılıklarından, şikâyet alışkanlığından ve kölelik psikolojisinden hemen kurtulamayabilir.

Buzağı hadisesi, insanın görünmeyen hakikate sabredemeyip elle tutulur, gözle görülür, tüketilebilir, taşınabilir ve kontrol edilebilir sahte ilahlar araması üzerinden çağın para, beden, teknoloji, şöhret, lider, ideoloji ve benlik putlarıyla birlikte okunur.

Deniz, Allah dilerse yol olur

Arkada Firavun, önde deniz, insanın hayatında geri dönüşün mümkün olmadığı, ileri gidişin imkânsız göründüğü, geçmişin baskısı ile geleceğin belirsizliği arasında sıkıştığı en çıplak iman eşiğidir.

“Rabbim benimledir” güveni, bütün sebepler kapandığında Allah’ın yakınlığına sığınmanın adıdır; teslimiyet çaresizliğin değil, Allah’ın kudretine güvenmenin dilidir.

Her insan kendi Kızıldeniz’inin önünde sınanır; borç, hastalık, aile krizi, iftira, yalnızlık, korku, geçmiş, bağımlılık, ayrılık, işsizlik, haksızlık ve iç sıkışma, insanın kendi denizidir.

İnsanın içindeki Mısır’dan çıkması

Kitabın son kısmı, insanın kendi içindeki Firavun gölgesini tanıması, içsel hicret, tövbe, emanet bilinci, yumuşak söz, özgürleşme ve Musa’nın yoluna doğru yürüme imkânı etrafında kurulur.

İnsan bazen bir şehirden değil, bir alışkanlıktan, bir korkudan, bir iktidar dilinden, bir bağımlılıktan, bir kibir biçiminden, bir sahte güvenlikten ve kendi içindeki Mısır’dan çıkmak zorundadır.

Kalpteki putlar kırılmadan denizler yarılmaz; insanın içindeki sahte ilahlar, kontrol arzusu, görünür güvenlikler, para, unvan, güç, beğeni, ideoloji, aile baskısı, eski alışkanlıklar ve nefsin tahtı kırılmadan hakiki çıkış eksik kalır.

Bu kitap kime sesleniyor?

Her Firavun Önce İçimizde Büyür, yalnız dışarıdaki zalimlere öfkelenip kendi içindeki küçük iktidar alanlarını görmeyen, ailesinde, dilinde, öfkesinde, makamında, sosyal çevresinde, alkış ihtiyacında, haklılık iddiasında ve uyarıya kapalı tarafında Firavunî gölgeler taşıyabileceğini fark etmek isteyen herkese seslenmektedir.

Bu eser, okurunu yalnız Firavun’a öfkelenmeye değil, kendi içinde büyüyen küçük Firavunları tanımaya; kendi hayatında susturduğu Musa çağrısını duymaya; kalbindeki sarayları, putları ve sahte güvenlikleri sorgulamaya; kendi Kızıldeniz’inin önünde korkuya değil Allah’a güvenmeyi öğrenmeye çağırır.

Her Firavun Önce İçimizde Büyür, tamamlandığında yalnız Hz. Musa (as) ve Firavun kıssası üzerine kaleme alınmış bir anlatı olarak değil; insanın kendi içindeki iktidar arzusunu, putlarını, korkularını, kölelik alışkanlıklarını, saraylarını, buzağılarını, Kızıldenizlerini ve hakikate direnen iç karanlığını görmesini sağlayan büyük bir vicdan kitabı olarak okurun karşısına çıkacak, her Firavun’un önce içimizde büyüdüğünü fakat her Musa’nın da önce kalpte uyanabileceğini hatırlatacaktır.

```
TESLİMAT
 
Ürünü sipariş verdiğiniz gün saat 18:00 ve öncesi ise siparişiniz aynı gün kargoya verilir ve ertesi gün teslim edilir.

Eğer kargoyu saat 18:00`den sonra verdiyseniz ürününüzün stoklarda olması durumunda ertesi gün kargolama yapılmaktadır.
Yükleniyor...